Öne çıkan
Yazı kategorisi: sevgi, Yaşam ve insan

Merhaba dünya!


 

“Ruhum ruhunu sevgiyle selamlıyor”

 “İki şey bende hayranlık ve huşu uyandırır; Yukarıdaki gökyüzü ve içteki manevi evren”

Diğer bloğuma geçmek için linki tıklayınız

 

http://namastetoprak22.wordpress.com/

 

 

 

Reklamlar
Yazı kategorisi: Yaşam ve insan

“İçinde birikmiş ama bir türlü kuramadığın cümleler”


340a209a3e80381f85557414f652f064

Bazen tek bir cümlede takılıp kalıyorsun; virgüle ihtiyaç görülmemiş, noktası çoktan konmuş tek bir cümle. Her kelime çekip gidiyor yanından, her sözcük başka başka anlamlarda başka hayatlarda yer buluyor.
Gün geceye dönüyor kaç kez, iklim değişiyor.
Bildiklerin bilmediklerine yenik, sen bir orada bir burada, ne kendine, ne hayata sığmayan kimlikler yaşıyorsun.
İçinde birikmiş ama bir türlü kuramadığın cümleler.
Hep devrik kalıyor başkalarına sığınmak…
Sonra birden; ‘ben benim’ diyorsun, akıyorsun zamana.
Zamanda ağır aksak yaşamaya çalışıyorsun.
Hangi sen içinin sindiği,
hangisi koca bir tuzak,
hangi sen sana hiç olmadığı/n kadar uzak hiç düşünmeden…
Bazen tek bir cümleye takılıp kalıyor işte hayat.
Tek bir gecenin sabahı bekleniyor halihazırda, tek bir dokunuş tendeki, yüzdeki tek bir gülüş, tek bir bakıştaki göz, tek bir dildeki söz…
Zaman işte tam da orada donup kalıyor.
Sözcüklerin kalmıyor yeni cümleler kurmaya…
Suskunluğun kendi içine bile sığamıyorken ne kadar da zor duyuluyor başkalarının sözlerinde fısıldanmak…
Sonra birden; ”ben kimim diyorsun”, soruyorsun zamana.
Zamanda o kaybettiğin kendini arıyorsun.
Hangisi gerçekti, hangisi sadece bir düş, hangisi yüreğinden, aklından telafisi olmayan bir düş/üş hiç anlamadan…
Bazen…
Geçip gidiyor da her şey
Sen sadece bekliyorsun.
Aslında kendini;
Sadece kendini beklediğinin farkında olmayarak…

 

Yazı kategorisi: Yaşam ve insan

“Bostan korkuluğu”


17554028_1851598871786123_1205484251410765373_n

 

Bir gün bir bostan korkuluğuna dedim ki;
“bu ıssız tarlada dikilmekten yorulmuş olmalısın”
Ve korkuluk dedi ki;
“korkutmanın zevki derin ve devamlı, beni hiç yormuyor”
Ben de o zevki bilirim dedim.
Dedi ki; “bunu sadece içi samanla dolu olanlar bilir”

Bostan Korkuluğu / Halil Cibran

Yazı kategorisi: Tarihe adını yazdıranlar, tarihi eserler

Mimar Sinan’dan 400 Sene Sonrasına Mektup!


Mimar-Sinandan-400-Sene-Sonrasına-Mektup

 

Milliyet gazetesi arşivinden alıntıdır…

Mimar Sinan’ın eseri olan Şehzadebaşı Camii’ni 1990’lı yıllarda restore eden firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı şöyle anlatıyor:

Cami bahçesini çevreleyen duvarda bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı.
Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrendik ama taş kemer ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Geçici bir çözüm bulduk ve kemeri yavaş yavaş söküp işe başladık. Kemerin kalıbını çıkarıp, sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasındaki boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Mimar Sinan tarafından mühürlenmiş mektupta şunlar yazıyordu:

‘Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu süre sonunda taşlar çürümüş olacağından bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden yapacağınızı bilmeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.’

Koca Sinan mektubuna böyle başlayıp o kemerde kullandıkları taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek açıklamalarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.

Bu mektup bir sanatçının, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur…

Yazı kategorisi: öfke, Hayata dair

“Nefret ediyorum”


 

depositphotos_27367241-stock-illustration-angry-smiley-emoticon

 

Parayı seven yargıçtan nefret ediyorum;
Savaşı seven yazardan;
Çalışanını sevmeyen şeften;
Enerjisini yitirmiş ulustan…
İçinde insan olmayan evden nefret ediyorum;
Hasatı olmayan tarladan da…
Dostlar arasında bitmeyen kavgalardan;
Öğrenmeyi bırakmış, karmaşa içindeki ülkeden..
Güvenliksiz seyahatten;
Sebepsiz davalardan;
Tuzaklardan;
İhanetten;
Yetersiz savunmadan;
Onursuz yargıdan;
Yalancı tanıklardan;
Üretmeyen insandan;
Özgürlük yoksunu işçiden;
Öğretmensiz toplumdan;
Hak edilmemiş mevkilerden…!!

Yazı kategorisi: Hayata dair, Yaşam ve insan

“Ön yargı”


depositphotos_12597656-stock-photo-four-seasons

 

Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış.. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve ön yargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş.

Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş. .

İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın
ve sonuncusu sonbaharda.

Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.

İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.

İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.

Üçüncü oğlan başka fikirdeydi. Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdiki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.

Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.

Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.

Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacakları nı anlatmaya çalıştı. Yada neye sahip olup olmadıklarını.

Gerçekleri ancak sonunda, 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz.

Eğer kışın vazgeçersen İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de.

Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın.

Unutmayın ki ilerde şu anki zamanı arayabilirsiniz ve daha güzel günlerde yaşayabilirsiniz…