“Hissetme ve Düşünme..”


 

Yasam deneyimlerimiz seçimlerimizle belirlenir. Bizi de seçimlerimize kararlarımız götürür. Kararlarımızın altında değerlerimiz ve özdeğerlerimiz bulunmaktadır. Deneyimlerimiz bir şekilde kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek demektir.

Kararlarımızı verirken kişiliğimizi oluşturan iki özelliğimizi kullanırız. Düşünmek ve Hissetmek… Her ikisi de hayatı algılama biçimimiz ile ilişkilidir. Karar mekanizmamızın temelini oluşturan iki kavramdır. Kararlarımızı ya düşünerek ya da hissederek veririz.
Bazen de her ikisini kullanırız. Bu durum bizim kişiliğimizde bir değişim içinde olduğumuzu işaret eder. Ego benliklerimiz devredeyken düşünme eylemindeyizdir. Hissederek kendi içimizle temasa geçeriz ve bu geçiş sürecinde eski patern ve yeni patern ikisi birden ortaya çıkar. Öz benliklerimizle bağlantıya geçtikten sonra artık hislerimiz ön plandadır ve düşünme eylemi yerini hissetmeye bırakır.

Düşünerek karar verdiğimizde kararlarımız zihnimizde oluşturduklarımızdan ibarettir. Yani zihnimiz, aklımız, egolarımız devrededir. Geçmiş deneyimlerimizden çıkarttığımız sonuçlarla oluşturduğumuz genellemelerimiz, inançlarımız bir şekilde bizleri sınırlar. Düşündüklerimiz bilinçaltı zeminimizde oluşturabildiklerimiz kadardır. Oluşturduğumuz inanç döngüleri biz farkında olmadan tekrarlar durur.
Oysaki hissederek kendi özümüzle bağlantıya geçeriz. İçimiz Evrenin sonsuz ve sınırsız potansiyeli olduğunu bilir ve bilgi bizim için en doğru karara kendi sezgilerimizle ulaşmamızı sağlar. Bu durumda karar aşamasında teslimiyet vardır ve kendimize yaratıcı yönümüzle temasa geçmek için izin veririz. Sağ beynimizi kullanırız.
Oysaki düşünerek sol beyin faaliyetlerini kullanırız. Mantık yürütmeye çalışırız, Bilinenin ötesine geçemeyiz. Bilinmeyen korkutur. Kararlarımızı verirken yaşamı kontrol etme eğilimindeyizdir. Kararlarımızın ardında mutlaka somut değerler, maddeler, kavramlar vardır. Yaşanacak duygular sonuç kısmında yer alır. Süreçte akıl devrededir.
Hissederek ise duygularımız ve hissettiklerimiz en başından devrededir. Bir karar aşamasında içimizde sevinç ve coşku hissediyorsak bizim için doğru karardır. İçimiz kendi gerçeğimizi bilir. Hissederek bir şeyi oldurmaya çalışmayız, düşünerek ise aklımızın izin verdiklerini oldurmaya çalışırız.
Yaşam hedeflerimize ulaşırken kişiliğimizin bu yönünü dikkate almakta fayda var. Bu sayede eğer hedefe ulaşamıyorsak kendimizi nerede ve nasıl sınırladığımızı bulma imkanına kavuşuruz.

” Ruhun ve Bedenin Uyumu”


Acaba evimize (bedenimize) gereken önemi ve özeni gösteriyor muyuz? Ruhumuzla bedenimiz birbiri ile uyum içinde çalışıyor mu? Yoksa hastalıklara davetiye mi çıkarıyoruz?

Bedensel gelişmenin ilk şartı, bilinçli olarak solunumdur. Yani doğru nefes almayı öğrenmektir. Çünkü bilinçli ve düzenli solunum her şeyin başlangıcıdır. Çünkü nefes hayattır. İnsan nefes almadan yaşayamaz. Ayrıca insan beslenmesine ve uykusuna da dikkat etmek zorundadır.

Evrenin kendisi bir enerjidir. Ve enerji sonsuzdur. İnsanda bir enerjidir. Ruhsal yönü olmasına rağmen dünya katında ” madde enerji varlığı” sıfatını almaktadır.

Evrendeki enerjiyi bedene çeken insanın kendisidir. Çünkü bedenimiz enerji ile yaşar. İşte bilinçli ve düzenli olarak yapılan solunum, bu evrensel enerjiyi bedene alma yollarından biridir.

Bir insan için doğru nefes almanın iki amacı vardır. Birincisi; kana ve oradan beyine daha fazla oksijen götürmek, ikincisi  “hayat enerjisini” bedene alıp depolayarak, bedene canlılık ve dayanıklılık sağlamak. Şunu da bilmek gerekir ki, nefes egzersizleri sayesinde zihin de, daha sakin ve huzurlu olur. Böylece düşüncelerimizi ve duygularımızı daha rahat kontrol eder hale geliriz.

İnsan sadece fiziksel bedenden oluşmamaktadır. Onun birde, her hücresinden yansıyan ışık bedeni vardır. Bu ışık bedenin yansımasına (AURA) diyoruz. Aura tamamiyle fizik bedeni çevreleyen bir enerji alanıdır. Bu ışık bedende şakra adı verilen 7 tane de algılama merkezi vardır. Bu şakralar, nefes yoluyla aldığımız enerjinin,  fiziksel bedene aktarılmasında terminaller olarak iş görürler. Onlar birer enerji dağıtım merkezleridir. Bu merkezlerin devamlı açık tutulması çok önemlidir. Çünkü  “hayat enerjisi” içimizde dolaştıkça kendimizi daha sağlıklı ve kuvvetli hissederiz. Eğer çeşitli ruhsal nedenlerden dolayı enerji bedenimizi zayıf düşürmüşsek, bu zayıflık fizik bedenimize de yansır ve hastalıkların oluşmasına sebep oluruz.

Biliyoruz ki, insan bedeni DNA dediğimiz yapı taşlarından oluşmuştur. Ve biz insanlar mikroorganizmalar ve hücrelerin yanında en çok bu yapı taşlarının etkilerini taşırız. İnsanlar  kendisinin sebep olduğu  ve sonuçta çeşitli hastalıkları oluşturan, yapı bozukluğu haline gelen, sabit fikirler üretir. Herbirimizde, boyutları değişik olmak üzere, sonradan edinilen yapı bozuklukları vardır. Bunları besleyen, insanın kendisi, sabit fikirleridir. Ve bu, insanda bölünmelere, parçalanmalara sonuçta yapı bozukluklarına yol açar ve hastalıkları oluşturur. Buna fizyolojik bir olay dersek yanılmış oluruz. Bunlar, yaşamımızdaki bütün olaylarda belirli bir dengenin kurulamaması ve tamamiyle yitirilmesi sonucunda ortaya çıkan olaylardır. İlk önce yapmamız gereken şey, dağılmış olan hücre yapımızı ve yapı taşlarımızı toparlamaktır. Bunları dengelemektir. Çünkü enerjilerin kullanımı, enerjilerin yansıması, toparlanması, gelişimi bu yapı taşlarından geçer. Önemli olan, içinde bulunduğumuz olumsuz ruhsal durumların, sabit fikirlerin, fizik bedenimizi etkilediğini ve hastalıkları oluşturduğudur. Buna izin vermemek gerekir.

Auramızı genişletmek bizim elimizdedir. İnsan düşünce bazında bilgilenip, genişledikçe aurası da genişler. Enerjileri artar. İlerlemek, yükselmek, bilgilenmek ve hele hele şifa almak veya vermek, bizim evrenimizde ruhun ve bedenin uyumu ile olur. Onun için ruh varlığımıza gösterdiğimiz özeni, bedenimize de göstermek zorundayız. Doğru nefes alarak onu enerjiyle beslemeliyiz. Onu hırpalamamalıyız. Onu her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak tutmalıyız. Ona gereken saygıyı göstermeliyiz. Çünkü bedenimiz ruhumuzun evidir.

insan ruhunun dünya okulundan mezun olabilmesinde, edinmesi gereken en önemli nitelikler, esas olarak sevgi, şefkat, merhamet, fedakarlık gibi ruhsal yeteneklerini geliştirmiş olmak, vicdan kanalını tam anlamıyla açmış olması lamı budur. Kişinin alt etmesi gereken en önemli iki düşmanı bencillik ve onu da kapsayan nefsaniyettir. Bu mücadelesinde en önemli silahları ya da yardımcıları özeleştiri (nefis denetlemesi)yapması, kendisine karşı dürüst olması ve vicdanının sesine her zaman kulak vermesidir.

“Gizli Beden Çakralar ve Enerji Kanalları”


Albert Einstein çok beğendiğim sözüyle başlamak istiyorum…

“İki şey bende hayranlık ve huşu uyandırır; Yukardaki yıldızlı gökyüzü ve içteki manevi evren””

Hayatımızdaki her rahatsızlığın ortaya çıkması bir ihtiyaçtan doğar. Zihinsel nedeni çözüp ortadan kaldırmak için içimize yönelmeliyiz, çünkü cevap orada yatıyor. İrade gücümüzün işe yaramamasının sebebi burada yatmaktadır. İrade gücümüz sadece dışsal etkenlerle savaşır, içsel sorunlarımızda etkisiz eleman konumuna gelirler. Diyelimki sigara tiryakisisiniz, sigarayla savaşmak yerine neden bunu kullanmaya ihtiyaç duyduğunuzu bulun ve onu çözün. İhtiyaç ortadan kalkınca, bağımlılık da ortadan kalkacaktır. Ruhunuzla bedeninizle barışık olun. Yüce yaradanın sizin emrinize verilmiş organlarınızı yöneten sizsiniz yaydığınız enerjiyi geri alıyorsunuz günümüzdeki olumlu olumsuz koşullarda pek kolay olmasada çaba sarf etmeliyiz nefes tekniği geliştirmekle başlayın bu vücudunuzun her yerine oksijen akımı sağlar daha sonra kendinizle konuşun sevgiyle size bahşedilmiş organlarınızı gözünüzün önüne getirin ve negatif enerjileri bırakıyor pozitif enerjiyle sizi depoluyorum komutunu verin bunu yaparken gerçekten inanarak sevgiyle yapın deneyin zamanla ne kadar işe yaradığını görüceksiniz daha az öfkelenecek daha az hastalanacak ve kötümserlikten kurtulacaksınız…Sevgiyle inançla yapılan herşey doğrudur ve coşkuyla yaşanan her an ölümsüzdür…

Sevginin ışığı daima yolunuzu aydınlatsın… “İdilce”

Çakra; sanskritçe bir kelimedir. Sürekli devir halinde olmaları nedeniyle, “tekerlek” anlamına gelen çakralar, vücudumuzun çeşitli yerlerinde bulunan enerji alışverişlerinin yapıldığı merkezlerdir. Devir yönüne bağlı olarak enerjiyi çeker ya da iterler. Bedenin önünde, merkezi ve dikine bir eksende bulunan 7 temel çakra insan bedeninin zihninin ve ruhunun en önemli ve en temel yönleriyle çalışmasını sağlar. Her biri farklı sayıda taç yapraklarına sahip, huni şeklinde çiçeklere benzerler. Çakralar, çevreden kendi frekanslarına uygun titreşimleri de alırlar, bizi, çevremizle, doğayla ve evrenle bağlantı haline sokarlar.

https://i0.wp.com/www.f2r.net/wp-content/uploads/2010/10/chakra.jpg

“Sembolleri tıklayarak her çakra hakkında bilgi alabilirsiniz”

red chakra
1. KÖK ÇAKRASI:  Varlığın sürdürülmesine ilişkin fiziksel kimlikOmuriliğin alt ucunda yer alan bu çakra, çakra sisteminin temelini oluşturur. Bağlantılı olduğu element “toprak”tır ve yaşama içgüdüsü, bedene ve fizik plana bağlılık eğilimi ile alakalıdır. Dengeli çalışması, bedensel sağiık, güvenlik duygusu ve yaşama sevinci olarak tezahür eder.
orange chakra
2. DALAK ÇAKRASI:Kişiliği yücelten duygusal kimlikKarın bölgesinin alt kısmında yer alır. Bağlantılı olduğu element “su”dur ve cinsellik duyumları ile alakalıdır. Dengeli çalışması, duyumsal yoğunluk, cinsel doyum ve değişimi kabul etme becerisi olarak tezahür eder. 
yellow chakra
3. GÜNEŞ  SİNİRAĞI ÇAKRASI: Kişiliği tanımlamaya ilişkin ego kimliğiGüç çakrası olarak da bilinen üçüncü çakra, solar plexus denen bölgede yer alır.  Bağlantılı olduğu element “ateş”tir. Kişisel güç, irade ve otonomi prensiplerinin merkezidir. Dengeli çalışması, enerji, verimlilik,  çabuk karar verebilme ve güç faktörünü baskıcı olmadan kullanabilme yetisi olarak tezahür eder.
green chakra
4. KALP  ÇAKRASI: Kişisel kabül haline yönelik sosyal kimlikÇakra sisteminin tam ortasında yer alan kalp çakrası, sevgi merkezidir. Bağlantılı olduğu element “hava”dır. Bu çakra insan psişesinde yer alan zihin-beden, dişil-eril, asıl-gölge, ego-vicdan  gibi zıt öğelerin dengeleyicisidir. Sağlıklı çalıştığında, sevgi, şefkat, barış ve güçlü bir adalet anlayışı olarak tezahür eder.
blue chakra
5. GIRTLAK ÇAKRASI:  Kişisel ifadeye yönelik yaratıcı kimlikGırtlak bölgesinde yer alır. İfade ve sanatsal yaratıcılık merkezidir. Bağlantılı olduğu element “ses”dir. Bu çakrada evren, bir  titreşimler alanı olarak sembolik düzeyde deneyimlenir.
indigo chakra
  • 6. ALIN ÇAKRASI: Kişisel yansımaya yönelik arşetip kimlik Aynı zamanda “üçüncü göz çakra” olarak da bilinen bu çakra, iki kaşın ortasında yer alır. Bağlantılı olduğu element “ışık”tır. Hem fiziksel, hem de sezgisel boyutta “görme” duyumu ile alakalıdır.  Bu çakranın açılmasıyla arşetip elemanların yorumlanmasına yönelik psişik yetiler devreye girer.  Dengeli çalışması, “manzaranın tümünü” görebilme olarak tezahür eder. .
purple chakra
7. TEPE ÇAKRASI: Kişisel bilince yönelik evrensel kimlik Taç çakra olarak da bilinen bu çakra, saf farkındalık olarak bilinen bilinç seviyesine karşı gelir. Bağlantılı olduğu element “düşünce”dir. Tepe çakrası, beş duyunun algılayamadığı, zaman – mekan ötesi birlik alemiyle  bağlantı noktamızdır.  Bu çakranın açılmasıyla  kozmik bilginin, bilgeliğin, birlik bilincinin tezahürü olarak vecd  hali deneyimlenir.

“10 soruda beynin gizemi”


 

 

Vücut ısısını ayarlıyor, görmemizi, duymamızı, hissetmemizi, aşık olmamızı bile o sağlıyor. Tüm bunlara vücutta bin 400 gram ağırlığındaki beyin neden oluyor. Öyle karmaşık bir organ ki, beynin nasıl işlediğine de insan aklı yetmiyor! Uzmanlar ’Beynin ne yaptığını biliyoruz ama ne yapacağını bilmiyoruz’ diyor. İnsanın beyniyle ilgili çözdüklerini merak ediyorsanız, işte birkaç başlık…
Beynin anatomik yapısı nasıl?
Beyin vücudumuzdaki oksijenin ve kanın yüzde 20’sini kullanıyor. İçeriğindeki protein, yağ, 100 bin mil uzunluğunda damar, 100 milyar sinir hücresiyle beynimiz ayakkabılarımızı en son nerede çıkardığımızı bile bize hatırlatır.

Beynimizi nasıl genç tutarız?
ABD’deki Human Performance Laboratory at Presbyterian Hospital of Dallas’ın yöneticisi Nöroloji Uzmanı Malcolm Stewart, 80 ila 100 yaş arasında olan rahibeler üzerinde bir araştırma yapmış. Rahibeler hayatları boyunca sigara içmemiş, alkol kullanmamış ve sağlıklı beslenmiş. İlerleyen yaşlarına rağmen çalışmaya devam etmişler ve dua ederek, örgü örerek, müzik dinleyerek, yürüyerek, bahçede çalışarak zihinlerini meşgul etmişler. Bu rahibeler öldükten sonra otopsileri yapılsın diye beyinlerinin incelenmesine izin vermiş.
Rahibelerin ileri yaşlarda bile Alzheimer hastalığıyla hiç karşılaşmadıklarını belirten Dr. Stewarts ’Bunun sırrı, hayatın içinde yer almaları. Bedensel ve zihinsel aktiviteler fiziksel yaşlanmayı engellemez ama hareketlerinizin devam etmesini sağlar. İleri yaşlarda dinç kalmayı ilaçlarla veya pillerle yapamazsınız. Bunu kendinizi fiziksel ve zihinsel olarak doğru şekillendirdiğinizde başarabilirsiniz’ diyor.

Beslenme şekli beyni nasıl etkiler?
Beynin temelini oluşturan hipotalamus, insanın iştahını belirliyor. Beynin yöneticisi olarak da adlandırabileceğimiz ön lob sizin seçim yapmanızı sağlar. ’Kızarmış patates mi yoksa haşlanmış mı?’ sorusunun yanıtını beyin veriyor. ABD’deki Baylor Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Dion Graybeal kötü beslenmenin damar hastalıklarına yol açtığını anımsatarak, ’Damar hastalıkları ömrün kısalması ve beynin algılaması üzerinde doğrudan etkili. Çünkü damarlar sayesinde beyin hücrelerine oksijen ve enerji gidiyor. O nedenle Akdeniz tipi beslenilmeli, sigara ve alkol kesinlikle kullanılmamalı’ diyor.

Beynimizi zinde tutmanın püf noktaları nedir?
Uzmanlar zihni aktif ve uyanık tutmanın beynin zinde kalmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Böylece beyninizin düşünsel bölgeleri, muhakeme ve işlem yapma alanları ile görsel-uzamsal bölgeler gibi farklı alanlarını çalıştırır. Yoğun zihinsel aktiviteler beyni doğrudan olumlu olarak etkiliyor. Geceleri altı ila sekiz saat arasında uyuyun, bulmaca çözün, müzik dinleyin. Unutmadan başkalarının hayatlarını iyileştirmek için çabalamak da beyni zinde tutuyormuş!

Beynin iki bölümü ayrı alanlarla ilgilenir mi?
İlgileniyor. Yapılan araştırmalara göre okuma gibi dille ilgili aktivitelerle öncelikli olarak beynin sol, sudoku gibi sayısal etkinliklerle ise sağ bölge ilgileniyor. Müzik ise her ikisiyle! Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, ’Konuşmanın hakimi sol beyin. Bir örnek verecek olursak, İtalyan gemicinin sol beyni tahrip oluyor, konuşamıyordu ama şarkı söylüyordu’ diyor.

Bebek anne karnındayken, annenin çok fazla balık tüketmesi bebeğin zekasını etkiler mi?
Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, balığın tek başına yetmediğini söylüyor: ’Beyin içinde önemli olan proteinli gıdalar almak, dengeli beslenmek. Hayvansal proteinler önemli. Balık da yesek et de yesek bağırsakta aynı şekilde açılıyor. Dolayısıyla anne adayı balık yesin, bebek zeki olsun diye bir şey yok. Balık yağ açısından iyi. Bu annenin sağlığına faydalı.’

Erkekle kadının beyni farklı mı işler?
Prof. Dr. Mustafa Ertaş, kadın beyninin erkeğe göre 200 gram daha hafif olduğunu söylüyor. Ertaş ’Tabii bu başka bir anlama gelmiyor’ diyor. Ertaş’ın verdiği bilgiye göre içsel duygular, cinsellik, hırs erkek beyninde daha baskın. Kadınların ise matematik ve mantık zekası daha iyi.

Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?
Eskiden yüzde 10’unu hatta sadece yüzde 2’sini bile kullandığımız söylendi. Günümüzde sinir bilim ve beyin görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler sayesinde beynimizdeki tüm sinirlerin çeşitli eylemler sırasında aktive olduğunu görüyoruz. Yani kullanmadığımız herhangi bir sinir ağı bulunmuyor. Herhangi bir darbe ya da yaşlanma sonucu kaybedilen sinirler sonucu beyin kapasitesinin olumsuz etkilenmesi de bundan.

Aşık olunca beyinin kimyası değişir mi?
Yapılan araştırmalar aşkın beynin kimyasını değiştirdiğini ortaya koyuyor. Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışları izlendi. Araştırmada aşkın, kişilerdeki muhakeme yeteneğini yitirdiği ve saplantılı kişilik bozukluğuna neden olduğu ortaya çıktı. ’Aşkın gözü kördür’ sözü de buradan geliyor.

“Mermerci ve heykeltraş”


Büyük İskender... Great Alexander...İstanbul Arkeoloji Müzesi... Istanbul Archaeology Museums by arkeolog59.

Bir heykeltıraş, işleyip heykel yapmak üzere mermer satın almak istiyordu. Mermercinin bahçesinde dolaşırken, köşeye atılmış bir kaya parçasına gözü ilişti.

“Bu mermer parçasının fiyatı nedir?”diye sordu mermerciye.

“Bedava” cevabını verdi mermerci, “eğer işine gerçekten yarayacağını düşünüyorsan, para vermeden götürebilirsin.”

Heykeltıraş şaşırmıştı:”Neden bedava veriyorsun bunu?”

“Şekli bozuk çünkü” dedi mermerci, “kimse satın almak istemiyor ve bahçemi işgal etmekten başka bir işe yaramıyor. Alıp götürürsen, beni ancak mutlu edersin.”

Birkaç ay sonra, heykeltıraş mermercinin dükkânına elinde bir kutuyla girdi ve kutuyu mermerciye uzattı. Mermerciyi kutuyu açti, içinde harika bir heykel duruyordu.

“Şu güzelliğe bakın!” dedi mermerci. “Eminim bu sanat eseri için büyük paralar isteyeceksin. Peki ama onu neden bana getirdin?Biliyorsun, ben sadece mermer tası satarım…”

“Hayır, hayır” diye cevapladı sanatkar, “bu sana bir hediye.”

“Bana hediye mi? Neden?”

“Çünkü bu taş senin.”

“Nasıl yani?”

“Hatırlamıyor musun, buraya altı ay önce gelmiştim ve bana bahçenin köşesinde duran bir tas parçasını vermiştin?”

“E… evet, o heykeltıraş sendin. Simdi hatırladım.”

“Işte bu heykeli bana verdiğin taştan yaptım.”

Mermerci altı ay önce söylediği sözleri hatırlayıp utandı:

“Allah’ım! Bu harika heykelin o çirkin taştan çıkabileceğine kim inanabilirdi ki?”

Michelangelo da başka heykeltıraşların almak istemediği bir büyük mermer bloğu alıp o dünyaca meşhur Hz. Davut heykelini yapmışti.Kendisine bu harika sanat eserlerini nasıl yaptığını soranlara da su cevabi vermişti: “Ben her mermerin içinde bir melek görürüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya kadar, mermeri keski ve çekicimle oymaya devam ederim.”

Ne dersiniz, çoğu zaman beğenmediğimiz, şikayet ettiğimiz hayatımız da o çirkin mermer parçasına benzemiyor mu? Yapmamız gereken, hayat taşımızın üzerindeki fazlalıkları atmak ve içimizdeki meleği açığa çıkarmak değil mi? Hayatımız Yaratıcımız’ dan bize bir hediye.Onun içinden çıkarttığımız sanat eseri ise bizim ona hediyemiz…

“Hayatta hiç birsey yolunda gitmiyor diyenlere”


Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu israr için güzel bir örnektir. Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:
Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur :Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mi Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.
Büyük bir sabırla ve israrla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?…
Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
Bir süre için çalışın,
Bir süre tahammül edin.
Her zaman inanın.
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

“Sevgiyle içten gelerek yapılan herşey doğrudur ve coşkuyla yaşanan her an ölümsüzdür”


 

Mutlu olduğunuzda mutluluğu yaşayan sadece kendiniz değilsiniz.

Sevgi dolu olduğunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz değilsiniz. Siz bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile, siz farkına olsanız da olmasanız da, inansanız da inanmasanız da, görsenizde görmeseniz de, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .

Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardığı değer şöyle

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji,
90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,
750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,
10 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.