“Hissetme ve Düşünme..”


 

Yasam deneyimlerimiz seçimlerimizle belirlenir. Bizi de seçimlerimize kararlarımız götürür. Kararlarımızın altında değerlerimiz ve özdeğerlerimiz bulunmaktadır. Deneyimlerimiz bir şekilde kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek demektir.

Kararlarımızı verirken kişiliğimizi oluşturan iki özelliğimizi kullanırız. Düşünmek ve Hissetmek… Her ikisi de hayatı algılama biçimimiz ile ilişkilidir. Karar mekanizmamızın temelini oluşturan iki kavramdır. Kararlarımızı ya düşünerek ya da hissederek veririz.
Bazen de her ikisini kullanırız. Bu durum bizim kişiliğimizde bir değişim içinde olduğumuzu işaret eder. Ego benliklerimiz devredeyken düşünme eylemindeyizdir. Hissederek kendi içimizle temasa geçeriz ve bu geçiş sürecinde eski patern ve yeni patern ikisi birden ortaya çıkar. Öz benliklerimizle bağlantıya geçtikten sonra artık hislerimiz ön plandadır ve düşünme eylemi yerini hissetmeye bırakır.

Düşünerek karar verdiğimizde kararlarımız zihnimizde oluşturduklarımızdan ibarettir. Yani zihnimiz, aklımız, egolarımız devrededir. Geçmiş deneyimlerimizden çıkarttığımız sonuçlarla oluşturduğumuz genellemelerimiz, inançlarımız bir şekilde bizleri sınırlar. Düşündüklerimiz bilinçaltı zeminimizde oluşturabildiklerimiz kadardır. Oluşturduğumuz inanç döngüleri biz farkında olmadan tekrarlar durur.
Oysaki hissederek kendi özümüzle bağlantıya geçeriz. İçimiz Evrenin sonsuz ve sınırsız potansiyeli olduğunu bilir ve bilgi bizim için en doğru karara kendi sezgilerimizle ulaşmamızı sağlar. Bu durumda karar aşamasında teslimiyet vardır ve kendimize yaratıcı yönümüzle temasa geçmek için izin veririz. Sağ beynimizi kullanırız.
Oysaki düşünerek sol beyin faaliyetlerini kullanırız. Mantık yürütmeye çalışırız, Bilinenin ötesine geçemeyiz. Bilinmeyen korkutur. Kararlarımızı verirken yaşamı kontrol etme eğilimindeyizdir. Kararlarımızın ardında mutlaka somut değerler, maddeler, kavramlar vardır. Yaşanacak duygular sonuç kısmında yer alır. Süreçte akıl devrededir.
Hissederek ise duygularımız ve hissettiklerimiz en başından devrededir. Bir karar aşamasında içimizde sevinç ve coşku hissediyorsak bizim için doğru karardır. İçimiz kendi gerçeğimizi bilir. Hissederek bir şeyi oldurmaya çalışmayız, düşünerek ise aklımızın izin verdiklerini oldurmaya çalışırız.
Yaşam hedeflerimize ulaşırken kişiliğimizin bu yönünü dikkate almakta fayda var. Bu sayede eğer hedefe ulaşamıyorsak kendimizi nerede ve nasıl sınırladığımızı bulma imkanına kavuşuruz.

Reklamlar

5 responses to ““Hissetme ve Düşünme..”

  1. Sınırsız Akıl

    Kendinizi ne kadar çok severseniz, beyniniz o kadar çok açılır. O zaman yalnızca bedenle sınırlanmazsınız. Sizi bir arada tutan olursunuz.

    Sınırlı madde formunda Tanrı’yı öğrenme kapasitesine ulaştınız.. Sizi her zaman seven ve destekleyen Tanrısal Kaynak’tan kendinizi ayırmayı öğrendiniz….. Yeniden sınırsızlığa dönebilmek, hazzın ve olmanın özgürlüğünü yaşayabilmek için, yeniden sizi bir arada tutan olmak zorundasınız. Olabilmek için de, bir bedende sınırlı olmanızdan kaynaklanan toplumsal bilincin dışında kalan sınırsız düşünceleri alabilmek için, yedinci çakra olan hipofizinizi tümüyle aktif hale getirmek zorundasınız. Ancak böylelikle kendinizi sınırsız Tanrı anlayışına açarak bilmenizi genişletirsiniz: Düşüncenin tümü olan, kendisinin tümü olan, seven ve izin veren Tanrı.

    Beyninizin kapalı kısımlarını hormon salgısıyla açan bu harika küçük guddeyi, yalnızca istemekle uyandırabilirsiniz. Mesih olmak, Tanrı’yı bilmek istemek ve Tanrı gibi olmak demektir. Tüm düşünceyi realitede yaşama arzusudur. Olduğunuz her şeyi her an sevmek arzusudur. Kendinizi bütünüyle olmak arzusudur.

    Ne olduğunuzu tümüyle sevdiğiniz an, toplumsal bilinci aşarsınız. Onaylanma arzusunun üstüne çıkarsınız. Yargıyı aşarsınız. Zaman illüzyonunun ötesine gidersiniz. Yalnızca kendinizi douma ulaştırmak için yaşarsınız. Sadece içinizdeki sesi dinlersiniz. Yalnızca haz yolunu izlersiniz. Bu yol sizi Her Şeyi Bilen’in bilgisine ulaştırır. …. İçinizdeki Tanrı’yı sevmek için yaşadığınız her an, yaşayıp doyuma ulaştığınız her illüzyon, hazzı ve ışığı bulmak için yaptığınız her şey varlığınızdan yayılarak bilinç akımına katılır.; bu bilinç akımı da tüm insanlığı besler. Kardeşlerinizin kendilerine dönebilmeleri için yollarını aydınlatırsınız- bu onları sevgili Tanrılarının evine götürecek yoldur…

    Varlığınızın Tanrısallığından sınırsız düşünceleri istediğiniz zaman, bu doyum düşüncesi ruhunuzda hissedilir. Ve bu hipofiz bezinizi harekete geçirerek onu açmaya başlar. Hipofiz açıldıkça epifize daha fazla hormon salgısı gider. Ve bu, çalışmayan bölümü uyandırır. Bedeninizce hissedilmesi için daha yüksek frekansları alabilecek kapasitedeki beyin bölümlerini açar.

    Gelen yüksek frekans düşünceleri beyninizin bu uyanmış bölümleri tarafından alınır. Başınızın arkasında olan epifiz guddesi yüksek frekansları alır ve şişmeye başlar. Bu şişme sizde baş dönmesi ya da baş ağrısı yaratır. Bu frekans çok güçlü bir elektrksel akıma dönüşerek merkezi sinir sistemi yoluyla bedeninizin her hücresine hücum eder. Bu nedenle kendinizde bir hafiflik, bir uyuşma, karıncalanma hissedersiniz. Çünkü daha önce hissettiklerinizden daha güçlü bir enerji tüm bedeninize büyük bir hızla yayılmaktadır. Bu frekans her hücreyi kıvılcımlayarak hücrelerin titreşim frekansının artmasına neden olur. Sınırsız düşünceleri daha çok aldıkça vücut daha hızlı titreşmeye başlar. Ve yavaş yavaş ışık yaymaya başlarsınız. Çünkü yüksek frekanslı bedeniniz, frekansını yükselterek ışıa dönüşmektedir.

    Sadece bilme noktasına geldiğiniz an, bilginize sebep göstermeye ya da açıklamaya ihtiyaç duymadığınız an, kendi kendinizin efendisi olmuşsunuz demektir. İşta o zaman mutlak bilgiye sahip olursunuz.

    Zekanız, yaratıcılığınız ve bilmeniz arttıkça, daha önce hissetmediğiniz ve bilmediğiniz şeyleri hissetmeye ve bilmeye başlarsınız. Bir varlığa baktığınız zaman o varlığı içnizde hissedebilirisiniz. Düşüncelerinizden önünüzdeki günlerin nasıl olacağını bilebilirsiniz.

    Sınırsızlığı daha çok istedikçe, gelen düşünceleri daha çok kucaklayıp hissedersiniz; hipofiz daha çok hormon salgılar, ağzı daha çok açılır. Kendinizi daha çok sevmeyi ve bilerek yaşamayı seçtüğünüz zaman, beyniniz, varlığınızı saran Tanrı tarafındna daha çok açılır – daha çok.. daha çok.. Artık sizi siz yapan bedeniniz değil, siz onu bir arada tutan olursunuz. …

    Hipofiz Tanrı’ya açılan kapıdır. Beyninize daha yüksek düşüncelerin girmesine izin verdikçe daha çok açılır. Daha çok açıldıkça daha çok bilirsiniz. Ve bildiğiniz her şey olursunuz.

    Bir an gelir ki hipofiz sistemi tamamen açılır ve beyniniz tümüyle aktif hale geçer. Hipofizin ruhsal bedeninde bulunan herşey aklı doldurur ve akıl artık asla eski sınırlı haline dönemez. Çiçek bir kez açtımı bir daha kapanmaz… Beyin tümüyle aktif hale geldiği zmaan bir çok realiteyi aynı anda yaşarsınız. Hem burada hem Pleidas ta olabilirsiniz. .. Hipofiz tamamen açıldığında ölüm ve yaşlanma durur. Bedeniniz ne isterseniz onu yapar artık. Bedeninize titreşim frekansını yükseltmeyi söylerseniz, o kendini başka boyuta yükseltir. Ölüyü bile diriltebilirsiniz. Bu denli güçlü olduğunuz zman Tanrı’nın tacını taşıyorsunuz demektir. Saf hayat olan saf Tanrı olduğunuz zaman , sonsuzsunuz, herşeysiniz. … Bu frekansı daha fazla deneyimledikçe hafifleyeceksiniz ve bedeniniz görünmez hale gelecek ve sizi buradan alıp götürecek. O zmaan tekrardoğuş döngüsünden kurtulacaksınız.

    Madde alemde kendini ifade eden üç boyutlu (öz-ruh-ego) bir varlıksınız ve ancak üç boyutla sonsuzu idrak edebilirisiniz. Varlığınızın Tanrısı ile konuşun ve Tanrısallığını hatırlamasını isteyin ondan, hatırlayacaktır. …. Emir verirseniz endokrin guddeleriniz buna itaaat ederler. Ve varlığınızı daha geniş anlayışa ulaştıran duygulara kavuştuğunuzda, çok kolay olduğu için, içinizdeki Tanrıya şükredin…

    Her şey olanı nasıl daha iyi bilirisin? Önce o olduğunu bil. Nasıl düşündüğün ve nasıl konuştuğun, kendine bilmek için ne kadar izin verdiğini belirler…..”Varlığımın Tanrısı ile şimdi bu anda bilmem gereken her şeyi biliyorum. Öyleyse olsun!”. Ve yanıtları bekle.”biliyorum” sözcüğü bu bilgilerin gelmesi için kapıyı açacaktır…. “Bilmiyorum” diyerek ya da bilginin size geleceğinden kuşku duyarak hayatınızı ve yaratıcılığınızı nasıl da sınırlıyorsunuz….. Böyle konuştuğunuzda, böyle düşünüyorsunuz demektir ve böyle düşündüğünüzde, bu düşüncenin duygusu ruha kaydolacaktır. Ve ruh, düşünce sürecinizi doyuma uğratan realiteyi yaratır.

    Bilmek inanmak değildir. İnanmak sanmak, bilmek kesinliktir. … Sizden hiç bir şeye inanmanızı istemiyorum, bilmenizi istiyorum.. Aydınlanmak bilmektir – kuşku, inanç, iman ya da umut olmaksızın… İdrak deneyimden geçer, böylece anlayış kazanırsınız.

    Tüm alemin yaratıcısı, kesinlikle bilmektir. Kesin bilmekte olmak için de “biliyorum” de. Asla kuşkulanma ve tereddüt etme… Daha büyük düşüncelerin yaratıcılığına bilme kapısını açtığıızda “deha” oluşur.

    Eğer sürekli olarak “Varlığımın tanrısallığıyla bunun yanıtını şimdi biliyorum. Ve buna açığım. Öyleyse olsun” derseniz, çözümün bilgisine ulaşırsınız. .. Bilmek sizi idrake açık tutar. Yasa koyucu sizsiniz. Biliyorum emrini verdiğiniz anda o yasa gerçekleşir.

    Bilmek içinizdeki cennetin bolluk kapılarını açar. Bir arzunun zaten gerçekleşmiş olduğunu bilmk, arzunun düşüncesini güçlendirir; auranızdan bilinç nehrine gönderir ve almaya hazır olduğunuz içinde arzunuz gerçekleşir… Gerçek şu ki herşey zaten sizin. Bunu bildiğiniz zaman her şey size sunulacaktır.

    Eğer tüm sözcükleri alıp size yalnızca bir kaç sözcük bıraksaydım şunlar olacaktı: “Şimdi, Biliyorum, Eminim, Bütünüm, Tanrı’yım, Ben’im.” Eğer bunlardan başka sözcük olmasaydı, artık bu dünyada sınırlı olmayacaktınız.

    Saf düşünce haline yeniden dönebilmek için egoyu yenmek zorundasınız… Ego zaman, mekan ve ikilem illüzyonunun sınırları içinde algılar.. Her şeyi sağ kalma mücadelesi ve onaylanma sınırları içinde algılar. İşte saf düşünceyi bölen ve yargılayan budur.

    … Bilmek asla hiç bir şeyi yargılamaz. Bildiğiniz zaman, düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığı hakkında bir kuşkuya kapılmazsınız- tüm düşünceler doğru ve gerçektir. Bilmek düşünceyi tartmaz ya da değer biçmez. Bilmek düşünceyi olduğu gibi alır. Kesintisiz ve sansürsüz.

    Varlığınızın Tanrısallığından, sınırsız bilmeyi istediğinizde, düşüncelerin yargılarla saptırılmadan bilincinize girmesine izin vermelisiniz. .. Arzularınıza yön veren ego, düşünceleri bilinçli olarak kabul etmeye başladığında, hipofiz sınırsız anlayışı almak için beynin bir başka bölümünü harekete geçirir. .. Her zmaan yapmanız gereken tek şey: Açık olmak…Düşünce süreciniz yargılar ve egodan uzaklaştıkça, süperbilinç düşüncelerinin beynin algılama bölümüne girmesi kolaylaşır.

    Kendine ve hayata yargısız gözlerle bakmayı öğren..Bir çiçeğe baktığınızda onu “çiçek”, “ışık”, “hayat”, “varolan” olarak görebiliyorsanız, güzel-çirkin demiyorsanız, düşünceyi saf hali ile algılıyorsunuz gemektir. Tanrı’nın düşündüğü gibi düşünürseniz, her şeyi eş,t ve olduğu gibi görürsünüz. Hissettiklerinize yargı ve sınır koymadığınız her an, beyninizin sınırsız düşünceleri alabilme kapasitesini arttırarak, günlük otomatik yaşantınızın dışına çıkarsınız….
    Sınırsız Akıl

  2. Öteki varlıkların yaşam biçimlerine baktığınızda, onların özünden başka bir şey görmeyin…Yargılarsanız, ruhta kaydolan bu duygular, kendi davranışlarınızı sürekli yargılamanıza neden olur. … Kimse yargılanmaya değmez. Hiç bir ırk, hiç bir davranış, hiç bir şey kendinizi tanrısallığınızdan saptırmanıza değmez. İnsnaları kim olurlarsa olsunlar, kendilerini nasıl ifade ederlerse etsinler, onları, böyle olmalarına izin veren içlerindeki Tanrı için sev. Onların da özü Tanrı olduğu için sevilmeye layıklar. Ancak onları kendin gibi seversen, kendini de olduğun gibi sevebilirsin. ..İçinde onlara karşı bu sevgiyi duyduğun takdirde, saflaşarak özün olacaksın.

    Düşünce sürecinizden yargıyı nasıl atabilirsiniz? Duygularınızın ve bu duyguları dpğuran düşüncelerinizin farkında olarak.İşte bu farkında oluş sayesinde düşüncelerinizi arındırmayı kendinize öğretebilirsiniz…

    Saptırılmış düşünceler kendinizi veya başkalrını yargılamk ve tek yönlü bakmaktan kaynaklanır. Ve bunlar hoşunuza gitmeyen tüm duygularınızın oluşmasına neden olur. Bu ilişkiyi farkedince düşünceleriniz arındırmaya başlayacaksınız.

    Olmak, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek ve kendinizi olduğunuz gibi sevmektir. Ne hissediyorsanız o duyguyu yaşayın. Olmak tümüyle anda yaşamaktır. Çünkü olan herşey şimdidedir…. Olma halinde düşünceleriniz geçmiş ve gelecekle uğraşmaz. Olma süreci içinde hayatın özü ve anın sürekliliği vardır.

    Olmaktan başka hiç bir şey yapmak zorunda değilsiniz. Varlığınızdaki Tanrı, düşündüğünüzü, istediğinizi size çekecektir. Yalnızca tüm düşüncelere açık olduğunuzda Tanrı’nın sesini işitebilirsiniz. Ve o zaman bilmek istediğiniz herşeyi göz açıp kapatıncaya kadar bilebilirsiniz. Düşüncelerinizi yargılamadan, ruhunuzda duygu olarak hissettiğiniz zman sınırsız Tanrı olarak yaşarsınız- yalnızca Öz’e açıksınız demektir. Ancak o zaman kendi Tanrısallığınızın saf bir kanalı olabilirsiniz ve Tanrı Zekası’nın tüm sadeliğine yaklaşırsınız.

    Bilerek ve izin vererek yaşamayı öğren. O zaman egoyu yenmiş olursun…

    Bedenini sev. Ona karşı şevkatle davran. Onu besle, bak. O, bu dünyadaki yaşamı deneyimleyebilmek için sahip olduğun tek enstrüman. Düşüncelerinde sınırsız ol ama bunu yapmanı sağlayan araca iyi bak. ….

    Bir çiçeğin açışından duygulanmak, güneşin doğuşunu beklemek, bu doğuşun görkemini yaşamakbilme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Dşünce ve duyguyla bir olmak. Buna “vecd” hali denilir. İşte böyle “iyi” olun.

    Zamanın başlangıcından da daha önce sizi seven, yaşadığınız her hayatta sizinle olan, bedeniniz ölürken de, bedeninizi alıp yükselirken de sizinle olacak tek varlık, yine sizsiniz. Yaşadığınız her şeye dayanacak kadar sizi sürekli seven sizsiniz. Kendinizi kucaklayıp sevdiğiniz ve bu sevgi sizin ölçütünüz olduğu zmaan, insanın toplumsal bilincini aşarak Tanrı Bilincine ulaşacaksınız. Siz güzelliğin ötesindesiniz. Kusursuzluğun ötesindesiniz. Yasa, dogma, toplumsal standartların ötesindesiniz. Sizin doyumluluğunuz, Tanrının doyumluluğudur. Ve yazgınız bu doyumluluğa ulaşmaktır.

    Siz düşündüğünüz kadarsınız. Her şey olan Tanrı’yı bil.Hiç bir şeyin sonlu olmadığını bil. Hiç bir şeyin mutlak olmadığını bil.

    Kimsenin sizi esir etmesine ya da korkutmasına izin vermeyin. Daima bir yol vardır ve daha iyi bir yol.

    Seni sınırlayan herşeyle yüzleş, onları tanı, kucakla. Yen! Tanrı’yı tümü ile bilmekten alıkoyan seni alıkoyan her şeyi dışla.

    Korkularını tanı ve onların illüzyon maskelerini indir. Sonsuz olduğunu ve bilinmeyende seni mutluluk ve hazdan alıkoyan hiç bir şey olmadığını bil.

    Kaynağını dikkate almaksızın gerçeğe açık ol, bırak hislerin sana rehberlik yapsın… Tanrı herşeydir. Bir çimen tanesi, bir an bile kendini herşey olan bu kaynaktan ayıramaz. Olgunlaş, hangi biçimde gelirse gelsin gerçeğe kulak ver. Ve onu alacak kadar değerli olduğunu bil.

    Herşeyin üzerinde kendinize “olma” izni verin. Çünkü olmakta siz herşeysiniz. Yalnızca kendi öznüz olduğunuz zmaan, BEN prensibi olduğunuzda tüm hayatla uyum içinde olacaksınız. O zaman insan olarak yarattığınız ayrımı Tanrı’yla bir olmaya dönüştürmüş olacaksınız.

    Ramtha

  3. Alıntı olarak paylaştığım sayfalar dolusu yazının en güzel en sade en anlaşılabilir özeti olmuş yazın eline yüreğine sağlık İdilce:)

    “Bir karar aşamasında içimizde sevinç ve coşku hissediyorsak bizim için doğru karardır. İçimiz kendi gerçeğimizi bilir.”

    • Sevgili Gökhan uzun zamandır bloğuma yoğunluktan uğramıyordum yorumlarını şimdi okudum okuman irdelemen yorumlaman beni çok mutlu etti güzel yüreğine yürekten sevgiler 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s