Yazı kategorisi: Uncategorized

Aşk-ı muhabetle “Mevlana rubayileri”


Hayatını,” Hamdım, piştim, yandım” diye özetleyen büyük İslâm velisi Hz. Mevlana insanlığa vermiş olduğu eserlerle; tasavvuf düşüncesinin ve İslâm dininin yayılmasında ve kökleşmesinde önemli bir misyon üstlenmiştir.
insanlarının duygu düşünce ikliminde ufuklar açılmasına vesile olan bir hazinedir. “Ey İnsan Kaf Dağı kadar yüksekte olsanda, kefene sığacak kadar küçüksün” Kısa ve öz ne güzel tanımlamış yaşamı… Aşk sözü ile Mevlânâ hep beraber gider. Tepeden tırnağa aşk… Dünya tarihinde aşkı, ilâhi aşkı böylesine dolu dolu yaşa­yan çok az insan vardır. Aşk Allah’ın sıfatıdır diyordu ve ilâve ediyordu. Ebede kadar bâkî olan şey, aşk ve âşıktır. Aşksız olma ki ölü olmayasın. Aşkta öl ki diri kalasın. Mevlânâ bu insanların içinde yaşamış, sevmiş, sevilmiş, okumuş, gezmiş, kâinat kitabını en güzel şekilde oku­muş ve yorumlamış, seçkin, nâdir, bir güzel insandır. O aşk sa­natının ustası, O söz sanatının ustası, o yaşama sanatının us­tası, bir güzeller güzelidir. Mevlânâ’nın en büyük meziyeti, kâi­nata hem akıl, hem gönül gözü ile bakmasında, bu iki âlemi en güzel şekilde birleştirerek, yepyeni bir uygarlık ve insanlık anla­yışını, madde ile mânâ, iç ile dış, zâhir ile bâtın arasındaki en güzel sentezi insanlığa sunmasındadır.

Aşk-ı muhabetle…idilce

Hazret-i Mevlânâ hayranlarından Emekli öğretmen Albay Şefik Canın  Tercüme edip derlediği Kitabından paylaştığım rubayiler hakkında bakın ne diyor yazar…Şunu da açıklamak isterim ki, Mevlânâ’nın bu Rubailer Divanında öyle rubaileri var ki eşsizdir, manasındaki güzellik, nüktesindeki incelik insanı hayran eder, kendinden geçirir. Bu sebeple, bu güzel rubailerin zevkine varabilmek için kitabı her ele alışta ancak bir rubai okumak, onun üzerinde çok düşünmek, onu anlamaya çalışmak, onun zevkine varmak gerekir. Hoşunuza giden rubailerin numaralarını bir yere yazıp, tekrar tekrar okumak, o rubaiyi size çok sevdirecektir…

Teşekkürler sevgili Şefik Can…

Ey gece, nerelisin, hep böyle neş’eli gel. Ömrün bitmesin, kıyamete kadar uzasın, gitsin. Dostun yüzünün güzelliğinden, hatırımda öyle bir ateş var ki, ey üzüntü, eğer cesaretin varsa, gel, benim hatırıma gir.

 

Ey yolcu aklını başına al, seferin nereye? Hangi diyara gitmek istiyorsun? Nereye gidersen git, sen bizim gönlümüzdesin,. Denizden uzak düşmüş bir balık gibi, o denizin gamını daha ne kadar çekeceksin? Kupkuru kalmış dudakların ne zamana kadar denize hasret ve ayrılıktan şikâyet incilerini âleme saçacak?

 

Bir kurnazlık ederek sarhoş gibi kendimi oraya atayım, atayım da (bakayım), O cihanın canı orada mıdır? Ya maksadına erişeyim, o yurda ayak basayım, yahut da gönlüm gibi, başımı da, vereyim elden çıkarayım, gitsin.

 

Sesin, gönlümüzün sesine, gönlümüzün huyuna uysun. Gece, gündüz neş’elensin, söyledikçe söylesin…

Sesin yorulunca, biz de yoruluruz, hasta oluruz. Sesin, kamış gibi şekerler çiğnesin, ballar yesin.

 

Âşık, bütün yıl sarhoş olsun rüsva olsun olur mu? diye düşünmez olmalıdır. Aşık, coşkun olmalı, deli, divâne olmalıdır. Ayıkken her şeyin tasasını çekeriz gamını yeriz. Fakat sarhoş olunca: “ne olursa” olsun, der, işin içinden çıkarız.

 

Ömür tükendi ise Allah başka bir ömür verdi. Geçici ömür kalmadiyse, işte şuracıkta tükenmiyen ölümsüz ömür… Aşk, hayat suyudur, bu suya dal Bu denizin her damlasında başka bir hayat, başka bir ömür var.

 

Yazıklar olsun ki vakit geçti, bizse çılgın aşıkız, deli divâneyiz. Kıyısı belli olmayan bir denizdeyiz. Bir gemiye binmişiz, gece, bulutlu bir gece.. Allah’ın denizinde Allah’ın lütfü ile, onun ihsan ettiği güçle, başarıyla gemimizi sürüp durmaktayız.

 

Güzel sâkiyı rü’yamda gördüm, şarab kadehini eline almıştı.. Bu gördüğüm onun hayali idi. Ben, onun hayaline dedim ki:

-Sen onun kulusun, kölesisin ama bizim efendimiz, sahibimiz olmaya da lâyıksın. Umarım ki onun yerine geçersin de onun gibi bize şarab sunarsın. 

 

Bu aşk ateşi bizi pişirir, her gece hârâbata doğru çeker götürür. Başkası bizi bilmesin, tanımasın diyet yalnız Harabat ehli ile bizi bir araya getirir onlarla beraber oturtur. 

 

Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtiğin yolda, o alev alev yanan, o ateş dolu, o sevda dolu gönlü gördün mü? 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları, mermeri, graniti, ateşiyle yaktı, eritti.

 

Efendim, sen bizi artık rü’yada bile görmez oldun! Gelecek seneye kadar bir daha, bizi göremiyeceksin Ey gece, her an bize bakıp duruyorsun ama sen seherin aydınlığı olmadan bizi göremezsin.

 

Ey sevgili, geceleri, gök yüzünde dolaşan “ay” senin çevreni bulamamıştır Geceleri seni bulmak için uğraşana, dönüp dolaşana senin ayından armağanlar gelir. Her ne kadar şafağın çevresi al yanak ise de, bu onun tabii renginden değil senin sap sarı yüzünün güzelliğinden mahcup oluşundan, utanışındandır.

 

Bir ömürdür ki, senin gül bahçeni (gül yanağını) görmedik. O mahmur, o insanın aklını başından alan nerkis gözlerini seyretmedik…vefa gibi halktan gizlenmişsin, nice zamandır ki biz senin (güzel) yanaklarını görmedik.

 

Ey dost! Dostlukla sana çok yakınız. O kadar ki nereye ayağını bassan o yerin toprağı oluruz Âşıklık mezhebinde reva mıdır ki, âlemi seninle görelim de seni görmiyelim?

 

Ben bir müddet taklid İle kendimi bildim, kendimi beğendim. Ben o vakitler kendimde idim ama, asıl kendi varlığımı sezememiş anlıyamamıştım. Çünkü o zaman, ben kendimi görememiş, kendimi tanıyamamıştım, sâdece adımı işitmiştim. Fakat ne zaman ki kendimden çıktım (benliğimi terk ettim) işte asıl o zaman kendimi gördüm (kendimi buldum.)

 

Ben kendime, bazen “emir’im, bey’im” derim. Bazen de tutar “ben bir esirim” diye haykırırım. 0 haller geçti. Bundan sonra, ben artık kendime gelemem. Zâten kendime gelmemeyi, kendimde olmamayı âdet edindim.

 

Gönlümü, belânın geçtiği yola koydum özellikle senin arkandan koşsun diye gönlün ayak bağını çözdüm.. Bugün rüzgâr, bana senin güzel kokunu getirdi, ben de teşekkür için ona gönlümü verdim.

 

Geceleri, uykumu kaçıran sevgilim, mihrabımın gözyaşlarımla ıslanmasını ister. O, bir şey söylemeden geldi, beni tuttu suya attı..,öyle bir suya attı kişimdi o su, benim suyuma da tatlılık vermede.

 

Benim zâtım, bahr-i kül, bütünlük âleminin denizi hâline gelince, zerrelerin güzelliği, Hakkın yarattığı bütün varlıkların hoşluğu, nizâmı, bana aydınlanıp görünür. Ben ilâhi tecellilerin heyecanına kapılırım da bütün vakıflarının bir vakit olması için, aşk yolunda gece gündüz mum olup yanmak isterim.

 

Beni, önce binlerce lütuf ile okşadı. Sonra tuttu binlerce kahır ile, binlerce dertle beni eritti.. Benimle, sevgisinin zarı gibi oynuyordu. Ben, benliğimden geçip o olunca, (ben onda yok olunca) beni bırakıp gitti.

 

Birisinin destanı, aşk hikâyesi beni coşturdu, bana el çırptırdı. Beni canımdan etli, beni utanmaz, göremez, düşünemez bir halde yollara düşürdü. Hasılı onun gönlü, benim gönlümü evirdi, çevirdi, istediği hâle, istediği şekle soktu.

 

Bizim ruhumuzu yükselten, canımıza can katan kimdir? Diyorum. -Kim olacak? Ezelde, tâ başlangıçta, bize can lutf eden, can bağışlayandır. 0. bâzan doğan gibi, bizim, gözümüzü bağlar, bâzan da doğan gibi, av avlamamız için, açar, bizi ava salar.

 

Benim, aşktan başka hiç bir arkadaşım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelmeden önce, ne de daha sonra aşksız yaşadım. Canım, içimden bana şöyle sesleniyor: Ey aşk yolunun olgun yolcusu bana kapıyı aç!

 

Adem oğullarının canına, şeytandan gelen gamı, kederi gidermeye ‘La havle velâ kuvvete illâ billah” demek faydalıdır. Lâ havle çekenin nefesinden şeytan gamlandı, dertlendi, fakat “Lâ havle diyenin gücü, arttı, nefesi çoğaldı.

 

Ey gönül, sakın gama kendinde yol verme, kendini kedere kaptırma. Cihanda, ruhen sana yakın olmıyanların, nâ mahremlerin sohbetine katılma. Madem ki, kuru ekmekte, tereyi yeter buluyor; bunlarla kanaat ediyorsun, el âlemin mağrur bakışlarına, bıyık bükmelerine zerre kadar değer verme.

 

Reklamlar

Yazar:

Kelimeler bazı şeyleri anlatır. Ama her şeyi yaşatmaz. Bazen ben bile yabancı olurken kendime, sana nasıl anlatırım ki beni? Neşeliyim diyeceğim, belki suratsızlığıma denk geleceksin... Espriliyim diyeceğim, belki ağlamalarıma denk düşeceksin... Özgürüm diyeceğim, belki tutsaklımlarımda yakalayacaksın beni... Kendimi anlatıp da bir kalıba sığdırmak istemem düşüncelerimdeki beni. Hani yaşamadan bilemeyeceğin şeyler vardır ya, onlardan biriyim belki.. Bazıları için herhangi biri.. Bazıları için vazgeçilmez biri.. Düşlediğim kadar insanım, insan olduğum kadar hatalı, hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde...işte ben buyum...İdilce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s