Yazı kategorisi: sevgi

“Babalar en çok kızlarını sever”


 
 
Babalar aslında en çok kızlarını severler
Ama inanmaz kimse buna
“Yalan” derler”imkansız” derler.
Her nedense kimse çıkıp da “neden?” demez.
Nedendir bilir misiniz?
Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir bambaşka bir duygusallık verir babalara
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar göz yaşlarını…
Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerlerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında annelerini,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar…

Ama bir yandan da koruma iç güdülerine yenilirler
Kızlarına hiçbir şey olmasın
Onlar hiç üzülmesin,
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…

Ama bu sevgilerini,
bu bağlılıklarını,
Asla gösteremezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir
Onlara…

Gülümsemek isterler o güzel kızlarına gülümsemek…
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama “Erkekler ağlamaz” denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar gözyaşlarını…

İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…

Ama dayanamazlar gece yarılarına
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları gözlerine, ellerine
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
“İyi geceler” derler
Derinden derinden…

Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve en sonun da “iyi geceler” deyip gitmiştir…

 
Yazı kategorisi: sevgi

“Mevlana”


 

Bırakmıyorum ki, gönülde düşünce olasın.
İstemiyorum ki, gözlerde değersiz kalasın;
Seni canımda saklıyorum; gözümde gönlümde değil…!

Yazı kategorisi: Sevgilerin en kutsalı

“Biriciğim anneciğime”


Anne ne kutsal kelime söylerken içimi titreten…Dünyaya gelirken ailelerimizi seçme şansımız yok ben şanslı çocuklardan biriydim…Allahın emaneti olarak emanet edilen sahip olduğum ailem gerçek sevgiyi tattığım yuvam ve baş rolde kraliçem annem arkadaşım, sırdaşım, dostum hakkında ne yazsam ne söylesem yazmakla anlatmakla biteremiyeceğim biriciğim seni çok ama çok özlüyorum… Seni seviyorum sana layık evlat olmaya çalışıyorum elimden geldiğince… İnsanca sevgiyle, imanla yaşamayı erdemli, vefalı olmayı aile kavramını vatan sevgisini senden öğrendim.. Sözlerin nasihatlerin hep aklımda… Sıkıldığım hüzünlendiğim öfkelendiğim zaman derdin ya sabırlı olun dua edin hüzünlendiğinizde o an paylaşacak kimse bulamazsanız bir saksı çiçek bile size arkadaşlık eder yaradanın yarattığı o muhteşem güzellikleri seyredip şükredin yapın kahvenizi oturun dertleşin size yanıt veremez ama hüznünüzü dağıtır sakinleştirir mutlu olmanızı sağlar küçük şeylerle minik detaylarla mutlu olmayı öğrenin diyen sesin hep kulaklarımda ve senin o mutluluk çiçeğin benim en büyük hazinem anılarım en büyük mutluluğum…Anneler günü geldi bilirsin ben limitlenmiş bir güne sığdırılmış günlerden nefret ederim…Tatlı cadın seni her an her dakika rahmetle sevgiyle anıyor aklından çıkarmıyor her zaman dualarımda rüyalarımdasın seni seviyorum derken içimin titrediği canım annem ruhun şaad mekanın cennet olsun….Tatlı cadın

İdil Dalyan

Yazı kategorisi: sevgi, Yaşam

Anne…


Allah tarafından kadınlara verilmiş en yüce duygu annelik bunu layıkıyla yerine getiren değerini anlamını bilen evrensel olguyla bütünleşen sevgiye sahip çıkan bunu dünyaya getirdikleri çocuklarına veren yaşamın insanca, inançla, dürüstçe, ilkeli, sevgiyle saygıyla yaşanacağını öğreten annelere selam olsun…Sonsuzluğa giden annelerimizin mekanları cennet olsun nurla aydınlansın…

İdil Dalyan…

Yazı kategorisi: Mutlu yaşam

“Mutsuzsan kimseyi mutlu edemezsin”


Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç.
Kendin için yaşa, kendin için sev, kendin için aşık ol…
Kendini beğen ve kendini dinle her zaman.
Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü. Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi.
Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında.
Öyleyse dans et.
Durma, kimsenin seni engellemesine izin verme.
Sırf başkaları mutlu olacak diye oturma sandalyeye,
kalk ve pistin ortasına ilerle.
Sonra dönmeye başla yorulana kadar,
bacakların ağrıyana kadar dans et.
”Ne derler” diye düşünme, bırak konuşsunlar.
Sen mutlu olacaksın gerisinin önemi yok.Kendini yollara mı vurmak istiyorsun bin ilk otobüse.
Nereye gittiğine bile bakma, çık yola.
Bir haber ver yeter, nereye gittiğini soranlara
“Kendime gidiyorum” de.
Kes dünyayla iletişimini ne olur?
Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün.
Kayboluşlar insan kendini buldurur bazen.
Hem keşfetmek diye de bir şey var bu dünyada.
Serüvenci bir ruhun varsa bundan kime ne?Bir kaşif olmanın hazzını yaşa.
Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.
Çok mu beğendin vitrindeki giysiyi, al o zaman.
”Çok mini çok renkli çok frapan çok sakil” mi diyecekler?
Bırak desinler sen kendine yakıştırıyorsun ya bu yeter.
Giy ve bak aynaya.
Nasıl iyi hissediyorsun değil mi?
Öyleyse hadi şu kırmızı olanı da al.Eskileri çıkar üzerinden ve onu giyerek git evine.
Şaşırsınlar.
“Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene
“Kendim için aldım, kendime aldım” de gitsin.
Boşver gerisini…
Kim kötü düşünürse düşünsün aldırma
kötü düşünce kötü söz gibi sahibini bağlar.
Sen başla şarkı söylemeye.
Bağıra bağıra söyle hem de.
Şarkının sözlerini bilmiyorsan uydur ne olacak ki?
Merak etme kınamazlar seni.
Kınarlarsa da bu onların sorunu sen eğleniyorsun ya…
Kendi besteni kendin yap kendi sözünü kendin yaz ve söyle. ”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa
“Kendime yazdım” de…
Ne yaparsan kendin için yap kendini eğlendir önce.
Sen mutlu ol ki senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.

Mutsuzken, kimseyi mutlu edemezsin unutma.
Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olamazlar.

SEN MUTLUYSAN BU HERKESE YETER…

Yazı kategorisi: Tarihe adını yazdıranlar

“İstanbulun Fatihi Fatih Sultan Mehmet”


 

İstanbul’u fetheden efsanevi Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’i ölüm yıldönümünde rahmetle sevgiyle anıyorum…Geçmişimizi iyi bilmeden bugünü ve geleceği yaşamak, bilmek, değerlendirmek hem yanlış, hem eksik bir yöntem oluyor. Oysa yarınlara ulaşırken geçmişin tüm olayları, yol gösterici, örnek verici olarak bize gereklidir. Fatih, Osmanlı Devletinin yüzyılları içinde sadece 50 yıl kadar bir zaman sürecini işgal etmiş. Ama bu süreç içinde yaptıkları, yaşadıkları insanı şaşırtacak bir çizgide. İlim bilim ve sanata büyük önem veren ya alırım ya ölürüm diyen kıvrak zekası inancı ve muhteşem savaş taktiklerinle İstanbul’un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı….Ruhu şaad olsun….İdil 

Mehmet II was born on 29th March 1432, in Edirne. He was the son of Sultan Murad II. His mother was Huma Hatun. He was a tall, strong and muscular man.

Mehmet II was a statesman and a military leader. He was also interested in literature, fine arts and monumental architecture. He was educated by famous scholar Aksemseddin. Mehmet was speaking seven languages fluently. Another worthy tribute to the Ottoman ruler is the famous portrait of him by Gentile Bellini. He also interested in philosophy and science. He invited Ali Kuscu the famous astronomer to the observatory in Istanbul.

Mehmet II was ascended the throne in his 20th year.He took the name “conqueror” (fatih) after the conquest of Istanbul on 29th May 1453.

The conquest of Istanbul spelled the end of the Byzantine Empire and entered a phase of urban revival under the wise and tolerant administrations of Mehmet and his immediate successors. The capture of Istanbul was followed by a long succession of campaigns which resulted in a tremendous extension of direct Ottoman rule. Among those areas that fell to Mehmet II were Serbia, Greece, the Empire of Trezibizond, Wallachia, Bosnia, Karaman, Albania and several Venetian and Geneose maritime establishments.

He ruled the Ottoman Empire for 30 years and joined 25 campaigns himself. He was a very strict statesman and a very brave soldier. He took place in front of his army in the wars and he encouraged his soldiers.

The emperor had died on 3rd May 1481. He was buried in “Fatih Turbesi” (tomb), near the Mosque of Fatih in Istanbul.