Yazı kategorisi: Hayata dair

“Son sözü söyleyen”


 

Yüreğinin büyüklüğü kadar yardım et…
Ve sus !
Sus…
Susabilmek öyle erdemdir ki…
Son sözü söyleyen sen olsan da…
Sadece sen bil ve kendine fısılda!
Bırak seni kim nasıl bilirse bilsin…
Yüreğince insan ol
Ve insan olabilmenin erdemini yüreğinde yaşa…!

H. Jackson Brown

Reklamlar
Yazı kategorisi: Hayata dair, sevgi

“Hayat”


 

Hayat;
Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek tadacak, sunacak, paylaşacak ve böyle sevgilerle, bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlamlı…

 

Yazı kategorisi: Hayata dair

“Telefondaki ses”


images

 

David o gün çok yoğundu, seçim kampanyaları devam ediyordu.
Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı.
Özür dileyip kapattı.

Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.

Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı.

Telefon çalarken kalbi çok hızlı çarpıyordu.
Evet karşısında yine o tatlı ses vardı. Kendisini tanıttı. Konuşmaya başladılar. Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu.

Günler geçti.
Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini duymadan güne başlayamıyordu.
Kızgın olduğunda sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor, monoton günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu.

O soğuk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve bahar gelmişti.

Bu arada seçim kampanyalarıda çetin bir şekilde devam ediyordu.
Aklından ve kalbinden çıkaramadığı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı.
Bu kampanyası içinde olumlu olurdu.

Danışmanı başının etini yiyordu.
“Evlenirsen, ratingin 10 puan artar” diye…

Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemeşti.
Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi.

Hiç nefes almadan evlenmek istediğini söyledi, kampanyasını anlattı, hayallerinden bahsetti, seçimden sonra karayiplerde bir balayından bile bahsetti.

Onun çoşkusu genç kızada geçmişti.
Ama bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle :
“Henüz beni görmediniz, ya beğenmezseniz.” dedi.

David “Bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde” dedi.

Bu arada eski neşesini ve çoşkusunu kaybetmişti.
O zaman yarın buluşalım dedi. Buluşacakları yeri konuştular.

Ertesi gün David heyecanla buluşacakları yere geldi.

Biraz sonra uzaktan yanında köpeği ile güzel bir kız geliyordu.
Acaba o mu diye düşündü.

Ama parkın o kısmındaki tek kişi olmasına rağmen ona bakmıyordu.
Uzaklara çok uzaklara bakıyordu. Sanırım o değil dedi.

Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı.

Kızın gözlerinin ne renk olduğunu düşünmeden edemedi.
Kız, David ile telefondaki meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi.

Oda ne elinde bir beyaz baston vardı. David şaşkınlıkla ona bakakaldı.
Bu o telefonlarda konuştuğu meleğiydi. Ama o kördü.
Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi? Herşeye rağmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi?

David yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktığında son birkez dönüp kıza baktı. Kız hala uzaklara doğru bakıyor, köpeğiyle konuşuyor ve David’i bekliyordu.

David günlerce, onu bekleyen kızın hayalini unutamadı.
Sürekli doğruyu yaptığına kendini inandırmaya çalışıyordu.
Bazen eli telefona gidiyor, o gün işim çıktı gelemedim deyip, yine herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu.

Günler geçti ve seçimler sonuçlandı.
David seçimleri kaybetti. New Jersey valisi olamamıştı.
Yine avukatlığa devam etmeye başladı.

Noel hazırlılarının devam ettiği o öğlen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacağını hatırlattı.

Hızla hazırlandı.
Çantasını alıp adliyeye gitti.
Yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi zordu.. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı.

David ilk tanığa sorusunu sordu.

Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına dönüp bakmamıştı bile. 2.tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu bir ayakkabı sesi duydu. Karşı tarafın avukatı tanığın yanına gidiyordu.

Avukat konuşmaya başladı.

Bu ses çok sert, acımasız ama bir o kadarda tanıdık geldi.

Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını sımsıkı topuz yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi.

İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı.

Çağlayan gibi omuzlarından aşağı sarkan sarı saçlar, heran gülmeye hazır yürek şeklinde dudaklar, melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu o parktaki kız olabilir miydi..?

Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç bir şey hatırlamıyordu.

Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı.
Tam ağzını açıp konuşacaktı ki. O menekşe göze ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir şekilde baktı; o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir ses duyuldu.

“Merhaba o gün parkta sana şaka yapmak istemiştim.. Herşeye rağmen beni isteseydin, cesurca yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş olsaydın. Ya da 1-2 saniye daha bekleyebilseydin. Sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen kendi kalbini sınavdan geçirdin ve başarısız oldun. Bu arada, sürekli aradığın… ya da parktaki günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt telefondu.”

Ve telefondaki melek yürüyüp gitti…

Yazı kategorisi: Eğlence

“Hadi gülelim”


 

Karı koca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar.Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar.

Birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır. Adam uyku sersemidir; güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır:

‘Ne oldu?Ne istiyorsun?’ diye sorar.

Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle.’

Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:

Bunun için mi uyandırdın beni?.Baktım işte. Bir sürü yıldız görüyorum,ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız.

Karısı tekrar sorar.Peki, bu sana neyi gösteriyor?

Artık iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir:

Teolojik olarak Allah’ın kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum.

Felsefi olarak, evrenin sonsuzlugunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum.

Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum.

Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum.

Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum.

Niye sordun bunu bana? Sana neyi gosteriyor?

Gerizekalı Necatii, çadırımızı çalmışlar…

 

Yazı kategorisi: Aşk, sevgi

“Sevgiyi bir gün değil, her gün yaşamak”


 

600486_497662373604644_1250552512_n

 

Çoğu insan iyi niyetin içsel gerçeği olan sevginin sadece bir “duygu” olduğunu sanır. Oysa sevgi duygudan ziyade bir mevcudiyet biçimidir. Sevgiyi paylaşmak ve göstermek kişisel bir tercihtir. İyi şeylerin olmasını isteme iradesi olan sevgi; asıl ve en derinlerdeki benliğin özüdür. Olgun sevgi; eşlerin birbirlerine saygı duymaları, güvenmeleri, dikkat etmeleri, koşulsuz kabulleri, takdir etmeleri, şefkat sunmaları ve kendileri olmakta özgürlük tanımaları üzerinde inşa edilebilir. Bağlılık, yakınlık ve tutkuyla beslenen sevgi, yukarıdaki 7 temel niteliğin bağlamı ve bu yedi temel niteliği göstermeye olan bağlılıktır. Bu bağlığın en güzel bir şekilde gösterilmesi gereken bir gün olan 14 Şubat’ı kutlarken ne yazık ki sevmeyi, sevilmeyi, âşık olmayı, evliliği ya da aile kurmasını tam manasıyla beceremediğimiz günler yaşıyoruz. Sevgili olmayı bilmiyoruz. Ne acıdır ki günden güne üretmeden tüketmeyi alışkanlık haline getiren toplumumuzda, Sevgililer Günü de, ekonomiye hareket getiren ama sevgiyi yürekten yaşayamadığımız bir etkinlikten öteye gidemiyor. Sevgi, sadece 14 Şubata özgü olmamalı, her gün, 365 gün yaşanmalı…

Sevgiyi bir gün değil, her gün yaşamak ve yaşatabilmek dileğiyle sevgi gününüz kutlu olsun…

 

Yazı kategorisi: Yaşam

“Sadece kendin için değil, herkes için adaleti aramak, yürek ister”


Görsel

Ne güzel şeydir, inanmak ve inandığını yaşamak.
Zor olan, sorgulayarak inanmak, inandıklarını sorgulayabilmektir.
Kolaydır, kazananın yanında olmak; zor olan kaybedeni ayağa kaldırmaktır.
Kolaydır, “Hocanın gittiği yoldan” gitmek, zor olan, hocayı sorgulayabilmektir.
Kolaydır, başkalarının düşlerini yaşamak,
Zor olansa düş kurabilmektir. Ve düşlerinin peşinden gitmek…
“İmaj” yapmak kolaydır, zor olan “olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olabilmektir”.
“Böyle gelip, böyle gitmesi” kolaydır, zor olan “tekere çomak sokmaktır”.
Bir adam düşünür, milyonlar peşinden gider.
Kolaydır, “milyonların içinde bir” olmak; zor olansa “milyonda bir” olabilmektir.
Birkaç kitap, birkaç makale ile okul kantinlerinde, kahve köşelerinde atılan birkaç nutuğun peşinden gitmek kolaydır.
Gayret ve mesai ister kütüphanelere gömülmek,
Yürek ister, kendi tezini yazmak…
“Bilgi sahibi olmadan, fikir beyan etmek” kolaydır.
Zor olansa “fikir sahibi” olmaktır.
“Top yekun” reddetmek kolaydır,
Zor olansa nüansları yakalayabilmektir.
“Homojen” olmak kolaydır; kolayda, yok olup gitmek,
Zor olansa “heterojen” yapının içinde var olabilmektir.
Sorgulamak yürek ister, kendi hayatının koçu olmak, kendin ve başkaları için düşünmek, düşündüğünü söylemek ve inandığını yaşamak, yürek ister.
Sadece kendin için değil, herkes için adaleti aramak, yürek ister.
“Kendin için istediğini herkes için istemek,
Kendine yapılmasını istemediğini de başkasına yapmamak” yürek ister…