Yazı kategorisi: Hayata dair, sevgi

“Olgun ilişkiler”


Yürüyen ve bizi mutlu eden ilişkiler duygusal olarak olgundur ve farkındalıkları yüksektir. Gizli korkular, güvensizlikler ya da partnerin kişisel alanına müdahale olmadığı için kontrol etme ihtiyacı da yoktur.

Bilinçli ve olgun insanlar, eksiksizliklerini paylaşırlar. Bencilliğin gölgesini yanlarında taşımazlar, başkalarının doldurmasını bekledikleri boşlukları yoktur. Olgun ilişkiler sevgiyle yürür, partnerler aynı anda hem özgür hem de ortak bir projenin parçasıymış gibi hissederek, kendi gelişimlerini akıllarında tutmayı göz önünde bulundurabilirler.

Sonuç olarak, birinin bizden sürekli bir şeyler talep ettiği, bizi kontrol ettiği ve bizi düşünmediği hissi romantik ilişkilerin dışındaki ilişkilerde de ortaya çıkabilir. Ailemiz ya da arkadaşlarımız da aynı davranışları gösterebilirler.

Harekete geçin, alanınızı koruyun, haklarınıza sahip çıkın ve her şeyin ötesinde, saygı bekleyen kalbinizin sesini duyun. Kendinize iyi bakmanız esastır. Kendinize duyduğunuz saygıya da iyi bakın çünkü kimse söz konusu kendisiyle ilgilenmek olduğunda cimri davranmamalıdır.

Yazı kategorisi: Hayata dair

“Yeniden ve kendi kendine”


Biraz derviş ruhlu olacaksın bu hayatta…!

Yaratılana yaratandan ötürü sonsuz bir değer veriyorsan eğer kendine değer vermeyi hiç unutmayacaksın.
İncitmemeye çalışırken karşındakini, incinmemeyi de öğreneceksin
Aldatacaklar belki seni. Hatta belki de paramparça edecekler ruhunu.
Her bir parçanın bir tarafa savrulduğunu hisseder gibi olacaksın belki ama kendini küllerinden yeniden yaratma gücünün sana doğduğun anda verilen bir hediye olduğunu da hatırlayacaksın hep.
Görünenin altından simyanı bozacak gariplikler dahi çıksa, en derindeki mutlak gerçeğe ulaşmaya çalışacaksın. Gerçekle yüzleşmekten asla korkmayacaksın.
Asla kaybetmeyeceksin dengeni.

Kendi merkezinde kalacaksın hep… O yıllar boyu, hayatın ve acıların imbiğinden çekerek oluşturduğun merkezinde.
Saklayacak bazıları kendini sahte gülüşlerin, sahte sevgi ve dostluk sözcüklerinin ardına.
Bunun farkına vardığın an, kapanacaksın içindeki o kutsal mabede. Kutsayacaksın orada hayatı. Yeniden ve kendi kendine. Yaraların şifa bulduğu zaman, eskisinden de güçlü olarak çıkacaksın meydana…
Bazıları da oyunlar kuracaklar sana.
Dervişçe güleceksin oyuncuna.
Yaramaz bir çocuksa eğer o, başını okşayacak ve abartmamasını söyleyeceksin. Hayatın ve gerçeğin kendisinin yeterince heyecanlı olduğunu, dozu kaçmış oyunların, hayatın büyüleyici ritmini bozmaktan başka bir işe yaramadığını anlatacaksın.Anlarsa ne âlâ. Anlamazsa zaten senden değildir o.
Yok eğer kötücül bir yaratıksa oyuncu, ‘’Sonsuza kadar güle güle.” diyeceksin ona. ‘’Güle, güle ve bir daha asla çıkma karşıma.”
Hiç üzülmeyeceksin. Bir kayba uğramış gibi hissetmeyeceksin kendini.
Her yanlış insanın, her yanlış işin, her yanlış durumun hayatından en kısa zamanda çıkarak doğru olanlara yer açması için dua edeceksin.
Biraz derviş ruhlu olacaksın bu hayatta.

Yazı kategorisi: Hayata dair

“Hayatla röportaj yaptım”


Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda. “Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?” diye sordu Hayat. “Zamanın var mı?” diye sordum. Gülümsedi. “Benim zamanım Sonsuzluk” dedi Hayat. “Ne sorular var yüreğinde?” “İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?” diye sordum. Hayat yanıt verdi. “Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar.” Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum. Hayat yanıtladı. “Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim. Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim.” Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü. “Söylediklerimi yüreğine kaydet” dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim. “Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren”. Yüreğim kuş gibi hafiflemişti. “Son bir soru daha, Hayat” dedim. “Benden ne istiyorsun?” Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı… ve Hayat yanıtladı. “Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten tek değerli olanım. Değerimi bil.” Hayatın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar hayatı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla… Dünya hayatına bir kez daha gelmek imkânsızdır. O halde bu hayatı yaşamak, hayata hayat katmak kendi elinizdedir… Yaşamınızın her anı düşlediğiniz gibi geçmesi dileğimle sevgiyle kalın…

Yazı kategorisi: Hayata dair

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!


İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Su adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,

Mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;

Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,

Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse;

Aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!

Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi

Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;

Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten

Ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!