Yazı kategorisi: öfke, Hayata dair

“Nefret ediyorum”


 

depositphotos_27367241-stock-illustration-angry-smiley-emoticon

 

Parayı seven yargıçtan nefret ediyorum;
Savaşı seven yazardan;
Çalışanını sevmeyen şeften;
Enerjisini yitirmiş ulustan…
İçinde insan olmayan evden nefret ediyorum;
Hasatı olmayan tarladan da…
Dostlar arasında bitmeyen kavgalardan;
Öğrenmeyi bırakmış, karmaşa içindeki ülkeden..
Güvenliksiz seyahatten;
Sebepsiz davalardan;
Tuzaklardan;
İhanetten;
Yetersiz savunmadan;
Onursuz yargıdan;
Yalancı tanıklardan;
Üretmeyen insandan;
Özgürlük yoksunu işçiden;
Öğretmensiz toplumdan;
Hak edilmemiş mevkilerden…!!

Reklamlar
Yazı kategorisi: Yaşam, Yaşam ve insan

“Kültür duygu ve düşünceler mozaiki”


 

Zaman zaman gündelik yaşamda veya iş yaşamında kendimize güven konusunda iniş-çıkışlar yaşayabiliriz.  Hepimiz insanız. Bazen kendimizi enerjik ve iyi hissedebiliriz. Bazen de cansız, üzgün ve dalgın… Böyle zamanlarda, kendimizle ve dünyayla ilgili olarak olumsuz düşüncelerimiz ve yoğun kaygılarımız olabilir. Yine hepimize tanıdık gelebilecek şekilde, bazı kişilerin varlığı kendimizi iyi hissetmemize yardımcı olurken, bazılarının varlığı da genelde kendimize güvenimizi sorgulamamıza sebep olabilir. Birisi bizi beğenmediğinde,  bizi dinlemediğinde veya bize arkasını döndüğünde kendimizi kötü hissedebiliriz. Diğer bir deyişle, aslında çevremizdeki kişilerle kurduğumuz ilişkilerden edindiğimiz izlenimler aracılığıyla duygu dünyamızda hem onları hem de kendimizi tanımlamaya girişiriz.
Hayatın kendisi risk değimlidir..
Burası sanal olabilir ama bizler sanal değiliz . Artılarımızla eksilerimizle yaşamın içinde varolan insanlarız farklı  kültür duygu ve düşünceler mozaiki yaşamın her karesinde en önemli unsur dürüstlük, öz güven, empati olumlu olumsuz eleştirileri açık olmak ego benlikten çıkıp bulunduğunuz ortamda duygu ve düşüncelerinizi nasıl şekillendirdiyseniz kesinlikle onunla karşılaşacağınızı bilmek yalan dürüst olmayan davranışlar paranoya duygularınızı entegre etsenizde edindiğiniz kimlik bir müddet sonra önce kişinin kendisini rahatsız eder insan bir bedende iki ruhla yaşayamaz kişi çevresine verdiği zararın ötesinde  daha çok kendisine verdiği zararı mutlaka fark edecektir. Ve otomatikman kendini izole edecektir bence bu sanal ortamda ne kadar süre kaldığınız değil anlamı olan her şeyi değerlendirip paylaşımınız önemli olan.
Tecrübe yaşanılarak kazanılır her şeyin başı sevgi, saygı verirseniz alırsınız. Bizlerin bir araya gelmesi ne kader ne rastlantı sadece duygu ve düşüncelerimizin inançlarımızın yaydığımız pozitif enerjinin alış verişidir hangi ortamda olursak olalım tek değişmeyen evrensel güç…”Sevginin”  gücü…
Sevdiklerinizle sevgiyle kalın…İdilce
Yazı kategorisi: "Sağlık", Beden ve ruh uyumu

” Ruhun ve Bedenin Uyumu”


 jk78

 

Acaba evimize (bedenimize) gereken önemi ve özeni gösteriyor muyuz? Ruhumuzla bedenimiz birbiri ile uyum içinde çalışıyor mu? Yoksa hastalıklara davetiye mi çıkarıyoruz?

Bedensel gelişmenin ilk şartı, bilinçli olarak solunumdur. Yani doğru nefes almayı öğrenmektir. Çünkü bilinçli ve düzenli solunum her şeyin başlangıcıdır. Çünkü nefes hayattır. İnsan nefes almadan yaşayamaz. Ayrıca insan beslenmesine ve uykusuna da dikkat etmek zorundadır.

Evrenin kendisi bir enerjidir. Ve enerji sonsuzdur. İnsanda bir enerjidir. Ruhsal yönü olmasına rağmen dünya katında ” madde enerji varlığı” sıfatını almaktadır.

Evrendeki enerjiyi bedene çeken insanın kendisidir. Çünkü bedenimiz enerji ile yaşar. İşte bilinçli ve düzenli olarak yapılan solunum, bu evrensel enerjiyi bedene alma yollarından biridir.

Bir insan için doğru nefes almanın iki amacı vardır. Birincisi; kana ve oradan beyine daha fazla oksijen götürmek, ikincisi  “hayat enerjisini” bedene alıp depolayarak, bedene canlılık ve dayanıklılık sağlamak. Şunu da bilmek gerekir ki, nefes egzersizleri sayesinde zihin de, daha sakin ve huzurlu olur. Böylece düşüncelerimizi ve duygularımızı daha rahat kontrol eder hale geliriz.

İnsan sadece fiziksel bedenden oluşmamaktadır. Onun birde, her hücresinden yansıyan ışık bedeni vardır. Bu ışık bedenin yansımasına (AURA) diyoruz. Aura tamamiyle fizik bedeni çevreleyen bir enerji alanıdır. Bu ışık bedende şakra adı verilen 7 tane de algılama merkezi vardır. Bu şakralar, nefes yoluyla aldığımız enerjinin,  fiziksel bedene aktarılmasında terminaller olarak iş görürler. Onlar birer enerji dağıtım merkezleridir. Bu merkezlerin devamlı açık tutulması çok önemlidir. Çünkü  “hayat enerjisi” içimizde dolaştıkça kendimizi daha sağlıklı ve kuvvetli hissederiz. Eğer çeşitli ruhsal nedenlerden dolayı enerji bedenimizi zayıf düşürmüşsek, bu zayıflık fizik bedenimize de yansır ve hastalıkların oluşmasına sebep oluruz.

Biliyoruz ki, insan bedeni DNA dediğimiz yapı taşlarından oluşmuştur. Ve biz insanlar mikroorganizmalar ve hücrelerin yanında en çok bu yapı taşlarının etkilerini taşırız. İnsanlar  kendisinin sebep olduğu  ve sonuçta çeşitli hastalıkları oluşturan, yapı bozukluğu haline gelen, sabit fikirler üretir. Herbirimizde, boyutları değişik olmak üzere, sonradan edinilen yapı bozuklukları vardır. Bunları besleyen, insanın kendisi, sabit fikirleridir. Ve bu, insanda bölünmelere, parçalanmalara sonuçta yapı bozukluklarına yol açar ve hastalıkları oluşturur. Buna fizyolojik bir olay dersek yanılmış oluruz. Bunlar, yaşamımızdaki bütün olaylarda belirli bir dengenin kurulamaması ve tamamiyle yitirilmesi sonucunda ortaya çıkan olaylardır. İlk önce yapmamız gereken şey, dağılmış olan hücre yapımızı ve yapı taşlarımızı toparlamaktır. Bunları dengelemektir. Çünkü enerjilerin kullanımı, enerjilerin yansıması, toparlanması, gelişimi bu yapı taşlarından geçer. Önemli olan, içinde bulunduğumuz olumsuz ruhsal durumların, sabit fikirlerin, fizik bedenimizi etkilediğini ve hastalıkları oluşturduğudur. Buna izin vermemek gerekir.

Auramızı genişletmek bizim elimizdedir. İnsan düşünce bazında bilgilenip, genişledikçe aurası da genişler. Enerjileri artar. İlerlemek, yükselmek, bilgilenmek ve hele hele şifa almak veya vermek, bizim evrenimizde ruhun ve bedenin uyumu ile olur. Onun için ruh varlığımıza gösterdiğimiz özeni, bedenimize de göstermek zorundayız. Doğru nefes alarak onu enerjiyle beslemeliyiz. Onu hırpalamamalıyız. Onu her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak tutmalıyız. Ona gereken saygıyı göstermeliyiz. Çünkü bedenimiz ruhumuzun evidir.

insan ruhunun dünya okulundan mezun olabilmesinde, edinmesi gereken en önemli nitelikler, esas olarak sevgi, şefkat, merhamet, fedakarlık gibi ruhsal yeteneklerini geliştirmiş olmak, vicdan kanalını tam anlamıyla açmış olması lamı budur. Kişinin alt etmesi gereken en önemli iki düşmanı bencillik ve onu da kapsayan nefsaniyettir. Bu mücadelesinde en önemli silahları ya da yardımcıları özeleştiri (nefis denetlemesi)yapması, kendisine karşı dürüst olması ve vicdanının sesine her zaman kulak vermesidir.

Yazı kategorisi: "Sağlık", "İnsan"

“Beynin gizemi”


 

 

Vücut ısısını ayarlıyor, görmemizi, duymamızı, hissetmemizi, aşık olmamızı bile o sağlıyor. Tüm bunlara vücutta bin 400 gram ağırlığındaki beyin neden oluyor. Öyle karmaşık bir organ ki, beynin nasıl işlediğine de insan aklı yetmiyor! Uzmanlar ’Beynin ne yaptığını biliyoruz ama ne yapacağını bilmiyoruz’ diyor. İnsanın beyniyle ilgili çözdüklerini merak ediyorsanız, işte birkaç başlık…
Beynin anatomik yapısı nasıl?
Beyin vücudumuzdaki oksijenin ve kanın yüzde 20’sini kullanıyor. İçeriğindeki protein, yağ, 100 bin mil uzunluğunda damar, 100 milyar sinir hücresiyle beynimiz ayakkabılarımızı en son nerede çıkardığımızı bile bize hatırlatır.

Beynimizi nasıl genç tutarız?
ABD’deki Human Performance Laboratory at Presbyterian Hospital of Dallas’ın yöneticisi Nöroloji Uzmanı Malcolm Stewart, 80 ila 100 yaş arasında olan rahibeler üzerinde bir araştırma yapmış. Rahibeler hayatları boyunca sigara içmemiş, alkol kullanmamış ve sağlıklı beslenmiş. İlerleyen yaşlarına rağmen çalışmaya devam etmişler ve dua ederek, örgü örerek, müzik dinleyerek, yürüyerek, bahçede çalışarak zihinlerini meşgul etmişler. Bu rahibeler öldükten sonra otopsileri yapılsın diye beyinlerinin incelenmesine izin vermiş.
Rahibelerin ileri yaşlarda bile Alzheimer hastalığıyla hiç karşılaşmadıklarını belirten Dr. Stewarts ’Bunun sırrı, hayatın içinde yer almaları. Bedensel ve zihinsel aktiviteler fiziksel yaşlanmayı engellemez ama hareketlerinizin devam etmesini sağlar. İleri yaşlarda dinç kalmayı ilaçlarla veya pillerle yapamazsınız. Bunu kendinizi fiziksel ve zihinsel olarak doğru şekillendirdiğinizde başarabilirsiniz’ diyor.

Beslenme şekli beyni nasıl etkiler?
Beynin temelini oluşturan hipotalamus, insanın iştahını belirliyor. Beynin yöneticisi olarak da adlandırabileceğimiz ön lob sizin seçim yapmanızı sağlar. ’Kızarmış patates mi yoksa haşlanmış mı?’ sorusunun yanıtını beyin veriyor. ABD’deki Baylor Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Dion Graybeal kötü beslenmenin damar hastalıklarına yol açtığını anımsatarak, ’Damar hastalıkları ömrün kısalması ve beynin algılaması üzerinde doğrudan etkili. Çünkü damarlar sayesinde beyin hücrelerine oksijen ve enerji gidiyor. O nedenle Akdeniz tipi beslenilmeli, sigara ve alkol kesinlikle kullanılmamalı’ diyor.

Beynimizi zinde tutmanın püf noktaları nedir?
Uzmanlar zihni aktif ve uyanık tutmanın beynin zinde kalmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Böylece beyninizin düşünsel bölgeleri, muhakeme ve işlem yapma alanları ile görsel-uzamsal bölgeler gibi farklı alanlarını çalıştırır. Yoğun zihinsel aktiviteler beyni doğrudan olumlu olarak etkiliyor. Geceleri altı ila sekiz saat arasında uyuyun, bulmaca çözün, müzik dinleyin. Unutmadan başkalarının hayatlarını iyileştirmek için çabalamak da beyni zinde tutuyormuş!

Beynin iki bölümü ayrı alanlarla ilgilenir mi?
İlgileniyor. Yapılan araştırmalara göre okuma gibi dille ilgili aktivitelerle öncelikli olarak beynin sol, sudoku gibi sayısal etkinliklerle ise sağ bölge ilgileniyor. Müzik ise her ikisiyle! Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, ’Konuşmanın hakimi sol beyin. Bir örnek verecek olursak, İtalyan gemicinin sol beyni tahrip oluyor, konuşamıyordu ama şarkı söylüyordu’ diyor.

Bebek anne karnındayken, annenin çok fazla balık tüketmesi bebeğin zekasını etkiler mi?
Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, balığın tek başına yetmediğini söylüyor: ’Beyin içinde önemli olan proteinli gıdalar almak, dengeli beslenmek. Hayvansal proteinler önemli. Balık da yesek et de yesek bağırsakta aynı şekilde açılıyor. Dolayısıyla anne adayı balık yesin, bebek zeki olsun diye bir şey yok. Balık yağ açısından iyi. Bu annenin sağlığına faydalı.’

Erkekle kadının beyni farklı mı işler?
Prof. Dr. Mustafa Ertaş, kadın beyninin erkeğe göre 200 gram daha hafif olduğunu söylüyor. Ertaş ’Tabii bu başka bir anlama gelmiyor’ diyor. Ertaş’ın verdiği bilgiye göre içsel duygular, cinsellik, hırs erkek beyninde daha baskın. Kadınların ise matematik ve mantık zekası daha iyi.

Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?
Eskiden yüzde 10’unu hatta sadece yüzde 2’sini bile kullandığımız söylendi. Günümüzde sinir bilim ve beyin görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler sayesinde beynimizdeki tüm sinirlerin çeşitli eylemler sırasında aktive olduğunu görüyoruz. Yani kullanmadığımız herhangi bir sinir ağı bulunmuyor. Herhangi bir darbe ya da yaşlanma sonucu kaybedilen sinirler sonucu beyin kapasitesinin olumsuz etkilenmesi de bundan.

Aşık olunca beyinin kimyası değişir mi?
Yapılan araştırmalar aşkın beynin kimyasını değiştirdiğini ortaya koyuyor. Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışları izlendi. Araştırmada aşkın, kişilerdeki muhakeme yeteneğini yitirdiği ve saplantılı kişilik bozukluğuna neden olduğu ortaya çıktı. ’Aşkın gözü kördür’ sözü de buradan geliyor.

Yazı kategorisi: Mutlu yaşam, sevgi

“Sevgiyle içten gelerek yapılan herşey doğrudur ve coşkuyla yaşanan her an ölümsüzdür”


 

63ff1ae3e28bfb980bc196be2045ac17--yellow-turquoise-color-yellow

 

Mutlu olduğunuzda mutluluğu yaşayan sadece kendiniz değilsiniz.

Sevgi dolu olduğunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz değilsiniz. Siz bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile, siz farkına olsanız da olmasanız da, inansanız da inanmasanız da, görsenizde görmeseniz de, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .

Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardığı değer şöyle

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji,
90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,
750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,
10 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.