Yazı kategorisi: Hayata dair, sevgi

“Olgun ilişkiler”


Yürüyen ve bizi mutlu eden ilişkiler duygusal olarak olgundur ve farkındalıkları yüksektir. Gizli korkular, güvensizlikler ya da partnerin kişisel alanına müdahale olmadığı için kontrol etme ihtiyacı da yoktur.

Bilinçli ve olgun insanlar, eksiksizliklerini paylaşırlar. Bencilliğin gölgesini yanlarında taşımazlar, başkalarının doldurmasını bekledikleri boşlukları yoktur. Olgun ilişkiler sevgiyle yürür, partnerler aynı anda hem özgür hem de ortak bir projenin parçasıymış gibi hissederek, kendi gelişimlerini akıllarında tutmayı göz önünde bulundurabilirler.

Sonuç olarak, birinin bizden sürekli bir şeyler talep ettiği, bizi kontrol ettiği ve bizi düşünmediği hissi romantik ilişkilerin dışındaki ilişkilerde de ortaya çıkabilir. Ailemiz ya da arkadaşlarımız da aynı davranışları gösterebilirler.

Harekete geçin, alanınızı koruyun, haklarınıza sahip çıkın ve her şeyin ötesinde, saygı bekleyen kalbinizin sesini duyun. Kendinize iyi bakmanız esastır. Kendinize duyduğunuz saygıya da iyi bakın çünkü kimse söz konusu kendisiyle ilgilenmek olduğunda cimri davranmamalıdır.

Yazı kategorisi: "İnsan", Mutlu yaşam

“Başarılı mutlu insanlar”


Başarılı insanlar…!
Çatışmalara değil mutluluğa odaklanırlar
Kopyalardan değil gerçek kültürlerden beslenirler
Bilgiyi, birikimi, deneyimi karşılıksız paylaşırlar
Koşturmadan zamana yayarlar
Hedeflerle değil sonuçlarla yaşarlar
Yereli önemserler ancak küresel düşünürler
Dakikaları yaşam sanatına dönüştürürler
Adalet terazisinin bir kefesine insanı diğerine doğayı koyarlar
Onların zenginliği saygının içinde gizlidir….

Mutluluk aslında tam olarak bir duygu değil, bir yaşam tarzıdır. Neye sahip olduğumuz değil, neyin keyfine varabildiğimizdir mutluluğu yaratan.. Mutlu kalın…

Yazı kategorisi: Hayata dair

Kıssadan hisse…! “Hazine biziz”


Bir genç babasına sordu: 
Siz daha önce nasıl yaşadınız?
Teknolojiye erişim yok
Uçak yok
İnternet yok
Bilgisayar yok
Gösteri yok
TV yok
Klima yok
Araba yok
Cep telefonu yok”…
Baba cevap verdi;
“Aynen sizin neslin bugün nasıl yaşadığı gibi yaşıyorduk”
“Dua yok
Şefkat yok
Onur yok
Saygı yok
Karakter yok
Utanç yok
Alçak gönüllülük yok
Zaman planlaması yok
Spor yok
Okuma yok”…
Biz, 1940-1980 arasında doğan insanlar Allahın sevgili kullarıyız…
Hayatımız gerçek bir kanıtdır;
👉 Oynarken ve bisiklete binerken, asla kask takmadık.
👉 Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Hiç televizyon izlemezdik.
👉 İnternet arkadaşlarıyla değil gerçek arkadaşlarla oynardık..
👉 Susadığımız zaman,şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.
👉 Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.
👉 Her gün çok pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık.
👉 Çıplak ayakla dolaşırdık ama ayaklarımıza bir şey olmazdı.
👉 Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.
👉 Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yaratır ve onlarla oynardık.
👉 Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk değil, sevgi verdiler.
👉 Cep telefonlarımız, DVD’lerimiz, oyun istasyonumuz, XBox’ımız, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, İNTERNET sohbetimiz olmadı – ama bizim gerçek arkadaşlarımız vardı.
👉 Arkadaşımızın evini davet olmadan istediğimizde ziyaret eder ve onlarla birlikte eğlenerek yemek yerdik.
👉 Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.
👉 Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.
👉 Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz. 
Ayrıca, çocuklarını dinleyen ve dikkate alan ilk nesiliz. 
Ve sizler yaşındayken asla var olmayan bir teknolojiyi nasıl kullanacağınız konusunda size yardımcı olabilecek kadar zeki olan da biziz !!!
SınırlıI sayıda üretildik… Bu yüzden;
Bizden keyif alın,
Bizden öğrenin,
Hazine biziz…

Sevginin ışığı daima yolunuzu aydınlatsın…

Yazı kategorisi: "İnsan", Hayata dair

“Hiç kimse aynı hayatı yaşayamaz”


Merhaba arkadaş…
Ziyaret ettiğin blog bana ait paylaştığım herşey beni yansıtıyor benim duygularım benim düşüncelerim benim yaşam felsefem benim farkındalığım blog yazılarımı ve fotoğrafları ben seçiyorum elimden geldiğincede hayata dair duygularımı dile getiriyorum hasbel kadar yazıyorum sen ben olamazsın hepimiz birbirimizden o kadar başkayız ki, inatla sivriliklerimizi törpülemeye çalışan kıskanç hayatlara rağmen başkayız. zaman zaman herkesin sıradan, tekdüze yaşadığını düşünür, kendi farklılıklarımızı gözümüzde yüceltir de bir şey olduğumuzu sanarız. Gün gelir de o sıradan diyerek yaftaladıklarımızın hayatlarına girmeye başlayınca, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeğini bir kez daha anlamaya başlarız. O herkesin aynıymış gibi görünen yaşamları, yeri geldiğinde keskin çizgilerle ayrılır diğerlerinden, yeter ki aç gözlerini ve görmek iste. Hiç kimse aynı hayatı yaşayamaz, kopyala yapıştır kolpa hayatlar kendi duygu ve düşüncelerini dile getiremiyen hayatı irdelemeyen hata yapmaktan korkan, sesini çıkaramayan, ezberci bile olamayan bünyelerin yaşamı haline geldi yaşam ve internet…
En azından kopyala yapıştır yaptığın paylaşımların nereden aldığını bir teşekkürle ifade et emeğe saygı göster sanal kloptamaniden vazgeç
Ve sanırım böyle giderse hiçbir zaman kimse kendi hayatını yaşayamadan göçüp gidecek bu diyardan ve miras yerine başkasının hayatını bırakacak arkasında; Bu ne yaman bir çelişkidir heyyy arkadaş!

Yazı kategorisi: "Sağlık", Beden ve ruh uyumu

” Ruhun ve Bedenin Uyumu”


 jk78

 

Acaba evimize (bedenimize) gereken önemi ve özeni gösteriyor muyuz? Ruhumuzla bedenimiz birbiri ile uyum içinde çalışıyor mu? Yoksa hastalıklara davetiye mi çıkarıyoruz?

Bedensel gelişmenin ilk şartı, bilinçli olarak solunumdur. Yani doğru nefes almayı öğrenmektir. Çünkü bilinçli ve düzenli solunum her şeyin başlangıcıdır. Çünkü nefes hayattır. İnsan nefes almadan yaşayamaz. Ayrıca insan beslenmesine ve uykusuna da dikkat etmek zorundadır.

Evrenin kendisi bir enerjidir. Ve enerji sonsuzdur. İnsanda bir enerjidir. Ruhsal yönü olmasına rağmen dünya katında ” madde enerji varlığı” sıfatını almaktadır.

Evrendeki enerjiyi bedene çeken insanın kendisidir. Çünkü bedenimiz enerji ile yaşar. İşte bilinçli ve düzenli olarak yapılan solunum, bu evrensel enerjiyi bedene alma yollarından biridir.

Bir insan için doğru nefes almanın iki amacı vardır. Birincisi; kana ve oradan beyine daha fazla oksijen götürmek, ikincisi  “hayat enerjisini” bedene alıp depolayarak, bedene canlılık ve dayanıklılık sağlamak. Şunu da bilmek gerekir ki, nefes egzersizleri sayesinde zihin de, daha sakin ve huzurlu olur. Böylece düşüncelerimizi ve duygularımızı daha rahat kontrol eder hale geliriz.

İnsan sadece fiziksel bedenden oluşmamaktadır. Onun birde, her hücresinden yansıyan ışık bedeni vardır. Bu ışık bedenin yansımasına (AURA) diyoruz. Aura tamamiyle fizik bedeni çevreleyen bir enerji alanıdır. Bu ışık bedende şakra adı verilen 7 tane de algılama merkezi vardır. Bu şakralar, nefes yoluyla aldığımız enerjinin,  fiziksel bedene aktarılmasında terminaller olarak iş görürler. Onlar birer enerji dağıtım merkezleridir. Bu merkezlerin devamlı açık tutulması çok önemlidir. Çünkü  “hayat enerjisi” içimizde dolaştıkça kendimizi daha sağlıklı ve kuvvetli hissederiz. Eğer çeşitli ruhsal nedenlerden dolayı enerji bedenimizi zayıf düşürmüşsek, bu zayıflık fizik bedenimize de yansır ve hastalıkların oluşmasına sebep oluruz.

Biliyoruz ki, insan bedeni DNA dediğimiz yapı taşlarından oluşmuştur. Ve biz insanlar mikroorganizmalar ve hücrelerin yanında en çok bu yapı taşlarının etkilerini taşırız. İnsanlar  kendisinin sebep olduğu  ve sonuçta çeşitli hastalıkları oluşturan, yapı bozukluğu haline gelen, sabit fikirler üretir. Herbirimizde, boyutları değişik olmak üzere, sonradan edinilen yapı bozuklukları vardır. Bunları besleyen, insanın kendisi, sabit fikirleridir. Ve bu, insanda bölünmelere, parçalanmalara sonuçta yapı bozukluklarına yol açar ve hastalıkları oluşturur. Buna fizyolojik bir olay dersek yanılmış oluruz. Bunlar, yaşamımızdaki bütün olaylarda belirli bir dengenin kurulamaması ve tamamiyle yitirilmesi sonucunda ortaya çıkan olaylardır. İlk önce yapmamız gereken şey, dağılmış olan hücre yapımızı ve yapı taşlarımızı toparlamaktır. Bunları dengelemektir. Çünkü enerjilerin kullanımı, enerjilerin yansıması, toparlanması, gelişimi bu yapı taşlarından geçer. Önemli olan, içinde bulunduğumuz olumsuz ruhsal durumların, sabit fikirlerin, fizik bedenimizi etkilediğini ve hastalıkları oluşturduğudur. Buna izin vermemek gerekir.

Auramızı genişletmek bizim elimizdedir. İnsan düşünce bazında bilgilenip, genişledikçe aurası da genişler. Enerjileri artar. İlerlemek, yükselmek, bilgilenmek ve hele hele şifa almak veya vermek, bizim evrenimizde ruhun ve bedenin uyumu ile olur. Onun için ruh varlığımıza gösterdiğimiz özeni, bedenimize de göstermek zorundayız. Doğru nefes alarak onu enerjiyle beslemeliyiz. Onu hırpalamamalıyız. Onu her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak tutmalıyız. Ona gereken saygıyı göstermeliyiz. Çünkü bedenimiz ruhumuzun evidir.

insan ruhunun dünya okulundan mezun olabilmesinde, edinmesi gereken en önemli nitelikler, esas olarak sevgi, şefkat, merhamet, fedakarlık gibi ruhsal yeteneklerini geliştirmiş olmak, vicdan kanalını tam anlamıyla açmış olması lamı budur. Kişinin alt etmesi gereken en önemli iki düşmanı bencillik ve onu da kapsayan nefsaniyettir. Bu mücadelesinde en önemli silahları ya da yardımcıları özeleştiri (nefis denetlemesi)yapması, kendisine karşı dürüst olması ve vicdanının sesine her zaman kulak vermesidir.