“Ey insanoğlu”


Günlerini say, büyüklerini say, ama YERİNDE SAYMA,

Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen, ama KENDİNİ BEĞENME,

Emek ver, kulak ver, bilgi ver, ama hiçbir zaman BOŞ VERME,

Satıcı ol, alıcı ol, bulucu ol, ama BÖLÜCÜ OLMA,

Selam ver, paranı ver, canını ver, ama SIRRINI VERME,

Elini aç, gözünü aç, kapını aç, ama AĞZINI AÇMA,

Rakibini geç, sınıfını geç, ama GÜLÜP GEÇME,

Ev al, araba al, abdest al, ama BEDDUA ALMA,

Zulmü devir, nefis devir, ama AĞAÇ DEVİRME,

yaklaş, tanış, konuş, ama UŞAKLAŞMA,

Seslen, uslan, ama YASLANMA,

Doğrul, devril,ama EĞRİLME,

İtil, atıl, ama SATILMA !.

~Hz. Mevlana~

“Seni mutlu eden şeylere odaklan, seni üzen şeylere değil”


Seni mutlu eden şeylere odaklan, seni üzen şeylere değil.
İnsanların güzel ve olumlu özelliklerine odaklan, onların zaaflarına ve zayıflıklarına değil.
Seni kuşatan güzelliklere odaklan, sahip olamadıklarına değil.
Arkadaşlarının erdemlerine odaklan, hatalarına değil.
İş hayatında kazandıklarına odaklan, kaybettiklerine değil
Seninle ilgili söylenen olumlu sözlere odaklan, fesatlık, kötü niyet içeren sözlere değil.
Sağlık ve neşeyle geçen günlerine odaklan, üzüntülü ve acılı günlerine değil.
Güneşli günlere odaklan, bulutlu ve yağmurlu günlere değil.
Geleceğe ait umutlarına odaklan, kaçırdığın zenginliklere değil.
Verebileceklerine odaklan, ne olabileceğine değil.

“Sahici hayat halâ kurmalı saatlerde akıyor”


Serkisof marka, küçük ve kurmalı bir saat.
Yaklaşık bir aydır masamda mütevazi bir yer işgal ediyor, her saniyeyi canhıraş bir gayretle duyurmak için çıkardığı sesiyle.
Sorun şu ki bu bir ay içinde kurmayı unuttuğum için defalarca durdu.
Saate bakma alışkanlığı olmayan ben, bir sıkıntıdan sıyrılabilmek için gözlerimi küçük serkisof’a kaydırdığımda durduğunu görüyorum.
Her şeyin mekanik bir düzenlilikle sürdüğü modern hayatta, bir saati kurmak düşüncesini yitirdiğimi farkettim.
Nasılsa her şey otomatik, her şey aynı sıkıcılıkla ilerliyor hayatımızda diye düşünürken, küçük serkisof şefkatli ellerle okşanmadığında susuyor.
Aşklar da böyle gerçekte.
Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyor insan.
Modern hayat; otomatik, mekanik, tekdüze, teksesli, naylon, kokusuz, steril, tek frekanslı aşkları dayatıyor hepimize.
Oysa aşk, masa üstündeki kurmalı saattir. Gözlerine bakmayı, ellerine dokunmayı gerektirir.
Dostluklar da böyle bir yanıyla.
Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler.
Öyle değil.

Dostlarda kurmalı saatler gibidir.; onların da kalplerine dokunmalısınız. Teknoloji kola takıldığı anda çalışan saatleri icat etse de, sahici hayat halâ kurmalı saatlerde akıyor.

insan kaç kere sihirli bir öykü yaşar ki…


Hep bir sihrin peşinde koşarız. Yaşamımızı ve kendimizi bir anda değiştirecek,yeni bir hayatı bize sunacak sihirler peşinde koşarız her zaman. Bekleriz ki elinde sihirli değneğiyle bir peri gelsin ve sihriyle bizi bambaşka hayata, bambaşka bir kişiliğe büründürsün.

Bazen de hayatın piyangolarına endeksleriz kendimizi. Dostluk için, sevmek için, kazanmak için, hep sihirli anlara muhtaç hissederiz kendimizi. Aslında aradığımız sihir yanı başımızdadır.Yanı başımızdan da yakındadır. Çünkü O SİHİR BİZİZ.

Bütün sihirlerin ve mucizelerin en önemlisi insanın kendisidir. Aradığınız sihir bir gün en yakınınızda size gülümsediğinde şunu
hiç unutmayın: Sihrin %90’nı İnsan, %10’u çevresel şartlardır. Doğru zamanda kalbin hisleriyle doğru hareket yapanlar bir gün gerçekleştirdikleri sihrin hediyesiyle karşı karşıya gelirler. Öyle bir gün yaşadığınızda doyasıya tadını çıkartın. Bu kısa yaşamda
bir insan kaç kere sihirli bir öykü yaşar ki…..

SİHRİNİZ BOL OLSUN…

“Yüreğini dinle”


Yüreğini dinle  bundan böyle hayattaki en iyi rehberin o olacak. Sesini dinlersen ve kaybetmezsen onu, sana hep doğru yolu gösterecek. Evet, bazen yanılıyor, bazen gittiği yolda tökezliyor; ama, olsun. Sen yine de dinle yüreğinin sesini. Bugüne kadar başka şeyleri dinledin de ne oldu? Hangisi mutlu etti seni? Mutlu etseydi arıyor olur muydun bugün yüreğini?

Hayat, yürekte başlıyor ve diğer bütün duygular yürekte can buluyor. Yüreğinle konuşursan eğer, yüreğinle görmeyi, yüreğinle duymayı öğrenirsen senden daha mutlusu olmayacak dünyada. Bir insanı sevmenin, aşkla bağlanmanın hazzını yaşayacaksın. Bundan daha müthiş ne olabilir ki?
İyi bak yüreğine, oraya sadece senin izin verdiklerin girsin. Hoyrattır bazıları, kendi yürekleriyle yapamadıklarını senin yüreğinle yapmaya kalkarlar. Kullanırlar. Bu yüzden iyi korumalısın.

Darbelere karşı güçlendirmelisin onu. Unutma, narindir yürek, çabuk kırılır, Başkalarının yüreklerinin de çabuk kırılacağını bilmelisin, kırmamalısın. Ve bir gün, o yüreğin gerçek sahibini bulduğunda ona tertemiz, saf, duru ve sevgi dolu bir yürek sunmalısın….

“Aşk Molekülü”


 

Bilim adamları, yüz yıldan uzun bir süredir feniletilamin maddesini (PEA) biliyorlar; ancak, son yıllarda bu maddenin aşk duygularından sorumlu bir madde olduğunu keşfettiler. “Aşk molekülü” olarak da adlandırılan bu madde, amfetamine çok benzeyen bir kimyasal. Beyinde feniletilaminin tetiklenmesi, göz göze gelmek ve el ele tutuşmak gibi basit davranışlarla bile olabiliyor. Araştırmacılar, kalp atışlarının hızlanması gibi tepkileri de beyinde yüksek dozda feniletilaminin salgılanmasına bağlıyorlar. Bilim adamlarına göre aşık bir insanın duyguları, mutluluğun yarattığı hoşluktan çok daha öte bir şey. Araştırmacılar, insanlar aşık olduklarında bedenlerinde ne gibi kimyasal ve nörolojik etkinliklerin gerçekleştiğini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar; aşık olunca insanların iştahlarını kaybetmelerinin ve uykusuz kalabilmelerinin de bu kimyasaldan yüksek dozda salgılanmasına bağlı olduğunu söylüyorlar Aşk konusundaki çalışmalarıyla tanınan antropolog Helen Fischer, sevgililerin birlikteyken duydukları heyecanla, birbirlerinden ayrıyken yaşadıkları stresi, ilaç bağımlılarının davranışlarına benzetiyor…

Pek romantik sayılmasa da, yüksek dozda PEA salınımının aşık olmaktan başka yolları da olduğunu belirtelim. Örneğin, paraşütle atlamak ya da çikolata yemek gibi. Bu nedenle olsa gerek çikolata, aşıkların birbirlerine armağan vermeyi düşündüklerinde ilk akla gelen yiyecek. 🙂

“Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler”


 

Oğul, insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.

Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.

Üç kişiye acı:

* Cahiller arasındaki alime,

* Zenginken fakir düşene,

* Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğunda mücadeleden korkma.

Bilesin ki atın iyisine DORU, yiğidin iyisine DELİ derler.

“Edibali”