“Allah dostu Habib babadan kıssa”


  Habib Baba, 4 Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır Yaşlıdır,fakirdir,gariptirFakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul’a gelmiştirYolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak Bedenini de ruhuna denk kılmaktır Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez…

“Zor olan insanca yaşamak”


  Yaşamak Değil, Zor Olan İnsan Olmak Aslında insan olmakta değil zor olan. Zor olan insanca yaşamak, insanca düşünmek ve düşündüklerini hayatına olduğunca yansıtabilmek. Adil, dürüst, vicdanlı, anlayışlı, hoşgörülü ve sevgi dolu olmak, insanın insanca yaşamasına yeterken riyanın, hoşgörüsüzlüğün, yalanın ve nefretin havada yaşamsal bir gaz gibi dolaşması ne acı…İdilce

Ben “sevmeye aşığım”


   Çok seviyorum… Hayatımın dışında tutmam imkansız. İtiraf ediyorum Ne kadar zorlansa da şartlarım Vazgeçmeyi düşünmüyorum… Ben “sevmeye aşığım” bu umarsız kaosta her şeye rağmen sevmesini bilenleri seviyorum. Yüreğini yaratılmış her şeye tereddütsüz ve çıkarsız uzatanları Anne sevgisi gibi yalansız önyargısız bakışlı aydınlık gözleri canı yansa da can yakmayı düşünmeyenleri görünene bakıp görünmeyeni görebilenleri seviyorum Seviyorum evet… yeni doğmuş bir kedinin doğum ıslağı tüylerini ebruli dişisine kur yapan güvercini yoz bir sokak köpeğinin o güzelim sevgi dolu umut dolu buğulu gözlerini el ayak çekilince geceleri hayatı pahasına bir lokma ekmek için koşuşan fareyi sıcak nemli oyuklarda yaşayan mağrur akrepi iradeli karıncayı sabırlı örümceği parmağımın ucunda şeker yedirdiğim arıyı seviyorum…  Seviyorum evet… Derin çizgili alınları hoşgörülü tebessümleri Dar vakitlerde sabır telkin eden dost sesini Bir yaşlının Bir güçsüzün bir öksüzün eline uzanan elleri Teşekkür beklemeyen iyilikleri Kuşlara ıslak ekmek ayıran evleri Sokak hayvanlarını doyurup çocuklarına onları sevmeyi öğretenleri Merhabanın nimetini bilenleri seviyorum Aşığım evet… Memleketimin toprağına suyuna Bayrağımın hilaline yıldızına Nakışlı kıyılarıma deli ırmaklarıma Şehirlerimin unutulmuş köylerine sokaklarına…

“Şükür”


  Şükür duygusu insana mutluluk ve huzur verir. Yaşadığının, nefes alıp verdiğinin, çevrenin, kuşların ağaçların farkında olmak ne hoştur. Hele bunlara bir de ibret gözüyle bakabilirsek!. Dünyayı kendimize zindan etmek de, huzurla doldurmak da bizim elimizdedir. Şükür duygusu, bize huzûrun kapılarını açabilir…

Su şekli biçimi kokusu yoktur.


  Su şekli biçimi kokusu yoktur. Fakat bütün şekiller ve biçimler ona ihsan edilir. Hadsiz biçimli melek gibi beyaz karlar, o mürekkeple yazılır. Onun yüzünde hadsiz nakışlar dokunur. Yapraklar, çiçekler, kelebekler, insanlar ve hayat onun harcıyla şekillenir. Girdiği her şeyin biçimini alır ve Biçimi Veren Sanatkâr’ın sanatını gözlere okutur. Fakat bütün çiçek ve meyveler güzel kokularını onun hayattan kokusuzluğundan alırlar. Suyun kokusuzluğu, tüm güzel kokuların dibacesidir bir bakıma. Tüm nebatatın can damarlarında dolaşan kokusuz su, elsiz ipekböceğinin bin bir işçilikli kozayı örmesi gibi, her güzel kokulunun var kılınışında pay sahibi olur. Böylece suyun sevinç gözyaşları, şükür tebessümüne dönüşür. O küçük damlacıklar sayesinde şükrün bin bir türlü kokusu sinelere dolar.   Su gibi aziz olun 🙂